Kas 122014
 

Ülkemizde her 100 kadından 3’ünde görülen erken menopoz, bazı genetik faktörler ve yaşam alışkanlıklarındaki hatalara bağlı olarak ortaya çıkıyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Derya Uyan erken menopozun sebeplerini anlattı.

Ülkemizde kadınlar 45-48 yaşında ortalama olarak menopoza giriyor. Ancak çeşitli faktörlerin etkisiyle menopoz 40 yaşından önce de görülebiliyor ve bu durum “erken menopoz” olarak adlandırılıyor. Hiç kuşkusuz, erken menopoz tüm kadınların kabusu ve ülkemizde her 100 kadından 3’ünü zamansız yakalıyor. Menopoza girme yaşını belirleyen en temel etkenlerden biri, kadının annesinin veya teyze gibi yakın aile bireylerinden birinin menopoza girme yaşı. Ayrıca hipotiroidi veya kanser gibi çeşitli hastalıklar ile çevre kirliliğinin artması gibi etkenler erken menopoza yol açan diğer önemli faktörleri oluşturuyor. Bu riskleri değiştirmek maalesef mümkün değil. Ancak bir de yaşam alışkanlıklarında yapılan bazı hatalar var ki, bunlar da kadınların hiç beklemedikleri bir anda, erken menopozla tanışmalarına yol açıyor. Acıbadem Atakent Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Derya Uyan, erken menopozun nedenlerini ve nasıl önlem alabileceğimizi anlatıyor.

Erken menopozun nedenleri neler?
• Aile öyküsü
• Ameliyatla yumurtalıkların alınması
• Otoimmun hastalıklar

• Kanser tedavileri
• Kromozom bozuklukları
• Sigara içmek: Sigara içen ve içmeyen kadınlar üzerinde yapılmış olan çalışmalar, sigara kullanan kadınların diğerlerine oranla daha erken menopoza girdiğini gösteriyor. 2 bin 500 kadını, 8 yıl takip eden bir çalışmaya göre; sigara içen kadınlar, menopoza 2 yıl erken giriyor.
• Hatalı beslenmek: Vücuttaki yağ kitlesi belli bir kilonun altına inerse adet sekteye uğrayıp, kesiliyor. Zayıf olmak ve hızlı kilo vermek adetten kesilme sebebi. Yağlanma miktarı belli bir noktaya gelince kadın yeniden adet görme başlayabiliyor. Yağ kitle indeksi yüzde 12’nin altına inince hipotalamik amenore, yani adet görmeme meydana geliyor. Bu kadınların 3’te 1’i de erken menopoza giriyor.
• Stresli bir yaşam sürmek: Stres tek başına erken menopoz nedeni olmasa da, diğer etkenlerle bir araya gelerek erken menopozu tetikleyen önemli bir etken olarak görülüyor.
• Hareketsiz bir yaşam sürmek: Hareketsiz yaşam ve sağlıksız beslenme sonucu ortaya çıkan obezitenin erken ergenliğe yol açtığı biliniyor. Erken ergenliğe giren bu kız çocukları erken menopoz sorunuyla da karşılaşıyor.

Erken menopoza karşı nasıl önlem alabiliriz?
• Haftada en az 3 gün spor yapın.
• Vücut kitle indeksinizi hesaplayın. Ne çok zayıf, ne de kilolu olun.
• Sigara kullanmayın ve pasif içicilikten uzak durun.
• Kalsiyumdan zengin beslenin. Günde 200 ml süt, yoğurt veya dondurma yiyin.
• Balık, ceviz, taze fındık, kabak çekirdeği, brokoli, lahana, karnıbahar, domates, biber, havuç, mürdüm eriği, nar, üzüm, çilek karpuz, işlenmemiş tahıl ve ürünleri gibi yüksek antioksidan besinler tüketin. Ayrıca yeşil çay ve taze greyfurt suyu gibi oksijen radikali emme kapasitesi yüksek olan içecekler tüketin.
• Antioksidan ilaçlar alın. Örneğin Koenzim-Q 10, L-arginin veya Royal jelly takviyesi yapabilirsiniz.
• Güneşlenerek D vitamini aktivasyonuna yardımcı olun.
• Zararlı kimyasal maddelerden uzak durun.

Mar 032013
 

Kulak yıkanır mı? Çocuklardaki kulak ağrılarını hafifletmek için kulağa süt, yağ vs. damlatmak faydalı mıdır? Burun açıcı damlalar her zaman kullanılabilir mi? Bu sorular ve daha fazlasının yanıtı

Bu uyarılara kulak verin!
Hastalıklara karşı iyileştirici sonuçlar vereceği düşünülen, kulaktan kulağa yayılan inanışlar hastalık süreçlerini ya da günlük hayatı olumsuz etkileyebiliyor.

Central Hospital’dan Kulak Burun Boğaz Uzmanı Doç. Dr. Halil İbrahim Erol, kulak, burun ve boğaz hastalıkları ve bakımı konusunda doğru bilinen yanlışları şöyle açıklıyor.

YANLIŞ: Kulak yıkanmaz; yıkanırsa alışkanlık yapar.

DOĞRU: Kulak kiri işitme kayıplarına neden olabilir, bu nedenle kulak yolunun temizlenmesi gerekir.

YANLIŞ: Kulak pamuklu çubukla temizlenmeli.

DOĞRU: Tüy ve kıl bulunan bölgelerde daha çok olmak üzere vücutta, yağlı salgı yapan goblet hücreleri vardır. Goblet hücrelerinin salgıları, o bölge için koruyucudur. Bundan dolayı kulak yolunu pamuklu çubukla temizlemek yanlıştır. Çünkü kulak yolunda kullanılan pamuklu çubuklar bir miktar salgıyı temizlerken bir o kadarını da daha içeri itip kulak tıkanıklığına yol açar. Kulak kirlerinin çoğu, hastaların pamuklu çubukla kulaklarını temizlerken yaptığı birikintilerdir. Kulak yolunu pamuklu çubukla temizlemek yerine belirli aralıklarla doktor kontrolünde temizletmek en doğrusudur.

YANLIŞ: Kulak kıllarını yakmakta sakınca yoktur.

DOĞRU: Birçok kuaför, çakmak veya ispirtolu pamukla kulak yolu ve kepçesindeki tüy ve kılları yakarak temizler. Ancak unutulmamalıdır ki canlı organizmalar için yüksek sıcaklık, geri dönüşümü olmayan zararlar verebilir.

YANLIŞ: İşitme cihazı kullanımını mümkün olduğu kadar geciktirmek gerekir.

DOĞRU: İşitme kaybı olan kişilerde, kullanılmayan iç kulak ve beyin bağlantı yolları tembelleşir. İşitme kaybı tedavi edilemiyorsa işitme cihazı mutlaka kullanılmalıdır. Aksi takdirde geri dönüşü olmayan işitme kayıpları yaşanabilir.


YANLIŞ: Çocuklardaki kulak ağrılarını hafifletmek için kulağa süt, yağ vs. damlatmak faydalıdır.

DOĞRU: Anadolu’da yaygın olan bu durum; kulak iltihabına, burun ve östaki ile ilgili ciddi problemlere neden olur. Ayrıca damlatılan bu maddeler mikropların üremesi için uygun bir zemin oluşturur. Mikropların çoğalmasına bağlı olarak kulak yolu iltihapları gözlemlenebilir.

YANLIŞ: Kulak çınlamasının tedavisi yoktur.

DOĞRU: Bu yanlış inanış sadece halk arasında değil doktorlar arasında da yaygındır. Kulak çınlamasının tedavisinin zor olduğu doğrudur fakat çınlamanın birçok hastalığın ilk habercisi olduğu unutulmamalıdır. Çınlama ilaç ile düzelebildiği gibi işitme cihazı ile de tedavi edilebilir.

YANLIŞ: Burun açıcı damlalar her zaman kullanılabilir.

DOĞRU: Burun damlaları 3-5 günden fazla kullanılırsa burun tıkanıklığına yol açar. Burnu tıkanan hastalar daha fazla miktarda ve sıklıkta burun damlalarını kullanmaya devam eder. Elbette burun damlaları burnu açar ama burunda kemik, et, alerji ve iltihap varsa bunları tedavi edemez. Burun damlaları yerine deniz suyu spreyleri ya da evde bir su bardağına yarım çay kaşığı tuz kullanılarak hazırlanan dengeli tuzlu su ile burun temizliği yapılması daha sağlıklıdır.

YANLIŞ: Bademcik vücutta mikropların filtresidir, alınmamalıdır.

DOĞRU: Sağlam insanlar için bu bilgi doğrudur ama yılda 3-4 kez iltihap atağı geçiren, içinde kronik iltihap bulunan ve ağız kokusu yapan bademcikler tabir yerindeyse düşman eline geçmiş karakoldur. Faydasından çok zararı vardır ve bu bademcikler alınmalıdır.

YANLIŞ: Bademcik alınırsa farenjit olur.

DOĞRU: Bunu belirten bilimsel bir veri yoktur. Ancak ameliyat sonrası, bademcik hastalarında üst solunum yolu enfeksiyonları devam edebilir. Hastalar da bu durumu ameliyatla alınan bademcik yoksunluğuna bağlayabiliyorlar. Fakat bademcik alındığı takdirde farenjite yol açtığı inancı yanlıştır.

YANLIŞ: Bademciklerin erkeği dişisi vardır.

DOĞRU: Bu durum bademcik ameliyatı olan hastaların tekrar boğaz iltihabı olduğunda söylediği yanlış bir bilgidir. Sebebi ise, boğazdaki 4 farklı bademciğin sadece bir türü alınır. Zaman zaman dil kökü, geniz ve östaki gibi diğer bademcikler de şişebilir. Bu rahatsızlığa, reflü, sinüzit ve farenjit de neden olabilir.

Haz 282012
 

Zayıflamak ve formunu korumak isteyenler, detoks yapanlar için Prof. Dr. Erdem Yeşilada mısır püskülü ve kiraz sapını öneriyor. İşte mısır püskülü ve kiraz sapının yararları…

Zayıflamak için yapılması gerekenlerin başında vucüttan su atılımını hızlandırmak geliyor. Bunu sağlayacak olan bitkilerden en önemlileri ise mısır püskülü ve kiraz sapı. Yeditepe Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Farmakognozi ve Fitoterapi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Erdem Yeşilada, bu bitkilerin doğru kullanıldığında sağlıklı zayıflama için ideal birer yardımcı olacağını belirtiyor ve özelliklerini şöyle açıklıyor:

“Mısır bitkisinin dişi çiçeklerinin 10-20 santimetre uzunluğundaki püskül benzeri uzantıları (stilus)‘mısır püskülü’ olarak adlandırılır. Mısır püskülünden son derece güvenilir, herhangi bir yan etki riski bulunmayan zararsız bir idrar artırıcı olarak özellikle çeşitli etkenlere bağlı böbrek ve idrar yolları sorunlarında yararlanılır.

Güvenilir olması nedeniyle çocuklarda böbrek ve idrar yolu sorunlarında tercih edilir.

Tek başına veya diğer bitkisel ürünler ile birliktesistit, üretrit, prostatit gibi idrar yolu yangılarında, idrar yolu tahrişlerinde, böbrek ve idrar yolunda taş/kum gibi oluşumların düşürülmesinde de kullanılması tavsiye edilir.

Yan etki riski bulunmaması nedeniyle detoks ve zayıflama rejimlerinde vücuttaki ödemin uzaklaştırılması amacıyla yararlanılır.

Bu kadar güvenilir bir ürün olmasına rağmen vücutta sodyum ve potasyum dengesini olumsuz etkileyebilir, dolayısıyla kalp hastalarının mutlaka uzman denetiminde kullanması gerekir. 

Kiraz sapı ise hem kiraz hem de vişne meyvelerinin kurutulmuş sapından oluşuyor.

Bileşimi polifenolik maddeler ve potasyum tuzları bakımından zengin olan kiraz sapıdetoks ve zayıflama rejimlerinde vücuttaki ödemin atılması amacıyla potasyum dengesini koruyabilen bir idrar artırıcı olarak değerlidir.”

Haz 252012
 

Hava sıcaklıklarının artmasıyla güneş çarpması tehlikesi oluşur. Güneş çarpması durumunda alınacak ilk tedbirler neler olmalı? Sıcak havalarda, evde, ofiste, arabada ve dışarıda nelere dikkat edilmeli?

Güneş çarpmasına dikkat!
Sıcakların arttığı şu günlerde önemli sorun sıcak çarpmasıdır. Sıcak ve nemli havada, genellikle yeterli sıvı almadan yapılan egzersiz sonrası oluşur. Vücudun ısı ayar sistemi bozulur. Aşırı su ve tuz kaybı olur.

Yüksek ateş, tansiyon düşüklüğü, nabızda hızlanma, aşırı yorgunluk, bitkinlik, ağrılı kramplar, kalpte ritm bozukluğu, baş ağrısı, kusma-ishal, huzursuzluk, havale, bilinç bulanıklığı olur. Zamanında müdahale edilmezse ölüme neden olabilir.

Amerikan Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Sunay Sandıkçı sıcak çarpmalarına karşı şu uyarılarda bulunuyor:

“Özellikle çocuklar, yaşlılar, kronik hastağı (kalp-damar hastalığı, hipertansiyon, ritm bozukluğu,solunum sistemi hastalığı, böbrek hastalığı, diyabet ve diğer endokrin hastalıklar, karaciğer hastalığı, Alzheimer, Parkinson vs.) olanlar, depresyon ve akıl hastalığı olanlar, alkolikler, yalnız yaşayanlar, muhtelif ilaç (diüretik gibi) tedavisinde olanlar, yatağa bağlı olanlar, hamile kadınlar ve şişmanlar, sıcakta ağır fizik aktivitede bulunanlar risk altındadır.

Risk, bireysel durum, sıcağa maruz kalma düzeyi, sıcak havaya adaptasyon yeteneğine göre değişir.

Güneş çarpmasında alınacak ilk tedbirler
Sıcakta veya güneşte olan birinde ateş, aşırı halsizlik, bayılma veya ciltte aşırı kuruma olduğu fark edilirse hemen serin ve hava akımı olan bir yere alınmalı, giysileri çıkarılmalı, düz yatırılmalı, bacakları yukarı kaldırılmalı ve ciltten buharlaşma sağlayacak şekilde soğutulmalıdır. Bu nedenle vantilatör önünde cildi ıslatılabilir, soğuk su banyosu yaptırılabilir veya koltuk altı, boyun ve kalçalarına soğuk kompres uygulanabilir. Ancak alkolle soğutulmamalıdır.

Bilinci açıksa bol su ve tuzlu ayran verilmeli. Şuur bulanıklığı, havale geçirme gibi belirtiler varsa vakit geçirmeden hastaneye götürülmelidir. Ayrıca kas krampları serin bir yerde dinlenme ve bol sıvı almaya rağmen bir saatten uzun sürerse yine doktora başvurulmalıdır. Hastanın soğutulması ve yeterli sıvının verilmesi önemlidir. Ateş düşürücülerin faydası yok, hatta verilmesi sakıncalı olabilir.

Sıcaklarda nasıl beslenmeli? 

  • Sıcak havalarda görünmeyen sıvı kaybı (idrar ve terleme dışı) fazladır. O nedenle kaybedilen su ve tuzu yerine koyacak tarzda bol sıvı almalı, susamayı beklemeden günde en az 2- 2.5 litre sıvı tüketmeye özen gösterilmelidir. Bu durum özellikle susama hissi azalmış yaşlılar için önemlidir. Susamak vücudun su ihtiyacının bir göstergesi değildir; idrar rengi daha güvenilir bir göstergedir. İdrarın koyu sarı renkte olması vücutta su eksikliğini gösterir. Yanınızda su şişesi taşımalı, bol miktarda tuzlu ayran tüketmelisiniz.
  • Alkol, fazla kafein almamalı.
  • Ağır ve yağlı yiyeceklerden kaçınılmalı. Sık aralıklarla ve az az, sebze ve meyveden zengin beslenilmeli. Proteinden zengin gıdalar azaltılmalı.
  • Dışarıda ve açıkta satılan yiyeceklerin tüketiminden kaçınılmalı. Çabuk bozulma riski olan besinler (et, yumurta, süt, balık vb.) açıkta bekletilmemeli.

Nasıl giyinmeli? 
Açık renkli, pamuk ya da keten gibi kumaştan yapılmış, bol ve rahat giysiler tercih edilmeli. (Sentetik kumaştan giysiler ciltten buharlaşmaya izin vermediğinden hissedilen sıcağı artırır) Dışarı çıkarken geniş kenarlı şapka, şemsiye, uygun güneş gözlüğü kullanılmalı.

Sıcakta yapılmaması gerekenler
Güneşin dik geldiği günün en sıcak saatlerinde (saat 10.00-16.00 arası) zorunlu olmadıkça dışarı çıkılmamalı. Bu saatlerde denize- havuza girilmemeli, güneşlenilmemeli, dışarıda spor ve yürüyüş yapılmamalı. Bronzlaşmak için güneşin altında saatlerde yatılmamalı. Sabah ve ikindi saatlerde bile güneşten koruyucu krem kullanarak kısa sürelerle güneşlenilmeli.

Sıcaklarda nelere dikkat edilmeli?

Evde: Yaşanılan ortam serin tutulmalı. İdeal oda sıcaklığı gün içinde 32°C’nin altı, gece 24°C’ın altıdır. Bu durum özellikle bebekler, 60 yaşın üstündekiler ve kronik hastalığı olanlar için önemli. Odanızı özellikle dış ortamın daha serin olduğu gece ve sabah erken havalandırın. Gündüz güneşe karşı olan pencere ve kepenkleri kapatın. İlaçlarınızı 25 derecenin altında veya buzdolabında saklayın.

Ofiste: Ofisilerin yeterince havalandırılmasına özen gösterilmeli. Ofis sıcaklığı optimal şekilde klimatize edilmeli.

Arabada: Kapalı ve park edilmiş araç içinde uzun süre kalınmamalı. Araçlar yeterince havalandırılmalı, klimaları optimal ısıyı sağlayacak ve esinti direkt üzerinize gelmeyecek şekilde ayarlamalı. Özellikle bebek, çocuk, engelliler ve hayvanlar kapalı ve park etmiş araçlarda kesinlikle bırakılmamalı. Çünkü araçların iç ısıları, klima olsa dahi park edildikten çok kısa süre sonra yükselir.

Dışarıda: Açık havada çalışanlar özellikle risk altında. Bu nedenle dışarıdaki işlerinizi ve aktivitelerinizi hava durumuna göre programlayın. Egzersizinizi sabah saatlerinde yapın. Güneşin dik olduğu öğle saatlerinde (saat 11.00 ile 16.00 arası) mümkünse dışarı çıkmayın. Sık sık serin yerlerde mola verin. Bol sıvı almaya özen gösterin. Başınızı, gözlerinizi ve cildinizi güneşten koruyun. Bu nedenle geniş şapka, şemsiye, uygun güneş gözlüğü ve güneş koruyucu krem kullanın.

Hastalar: Hastalığınız var ve ilaç kullanıyorsanız (özellikle idrar söktürücü, beta bloker, antidepresan, antipsikotik, tansiyon ilacı, antihistaminik) mevcut hava şartlarına adaptasyonunuz konusunda bilgilendirme ve ilaç dozlarınızın ayarlanması için doktorunuza başvurun.

İş yerlerinin üzerine düşen sorumluluklar
Sıcak ve nemli ortamda çalışmak sadece rahatsızlık hissi vermez, aynı zamanda ciddi sağlık sorunları oluşturabilir. O nedenle işveren, çalışanlar üzerindeki sıcak stresini azaltacak tedbirler almalıdır. Bu nedenle iş yerinin sıcaklığı azaltılmalı. Klima veya vantilatörler, izolasyon ve havalandırma yollardan birkaçı. Fakat bazı iş yerlerinde (fırın, hamam, çamaşırhane) bunu sağlamak kolay değil. Sıcaklık 35°C’nin üzerindeyse vantilatör sıcağın etkisini önlemez.

Diğer yandan insanın sıcağa alışma, uyum sağlama yeteneği vardır. Bu durum, normal şartlarda 5-7 gün içinde olur. İlk gün hissedilen rahatsızlık giderek azalır. Kişilere uyum sağlaması için süre tanımalıdır.

Sıcak stresi, kısmen iş sırasında vücutta oluşan ısı miktarına bağlıdır. Oluşan ısı miktarı sürekli ağır işte çalışanda, aralıklı ve hafif işte oluşandan daha fazladır. O nedenle ısı stresini azaltmanın bir yolu da işi kolaylaştırmak ve yeterli molalar vermektir. Çok gerekli olmayan işler ertelenebilir. Ortamın klimatize edilmesi, gerekli istirahat süresini azaltacağından verimliliği artırır. Sıcak iş yerlerinde serin dinlenme alanlarının temini sıcak stresini azaltır. Sık ve kısa molalar en faydalı olanı.

Sıcak ortamda çalışırken terle çok sıvı kaybı olduğundan, bu kaybı karşılayacak içme suyu kaynakları olmalı. İş yerine uygun koruyucu giysi temin edilmeli. Çalışanların sıcak çarpması konusundaki farkındalıkları önemli. O nedenle eğitim gerekli.

Diğer yandan bu konu bir devlet politikası olmalıdır. Kısa – orta – uzun vadeli tedbirler gerekir. Dünya Sağlık Örgütü’nün, iklim değişikliğinin sağlığa etkisinden korunmak için aktif ve uzun süreli bir programı var. Son yıllarda oluşan iklim değişikliğinin sağlığa etkilerine karşı önlem planı, pek çok Avrupa ülkesinde giderek önem kazanan bir konu. Nitekim 2003 yılındaki sıcak hava dalgasında Fransa’da görülen ölümlerden sonra alınan tedbirlerle, 2006 yılındaki sıcak hava dalgasında daha az oranda ölüm oldu. Bu konuda EuroHEAT, Avrupa şehirlerinde sıcağın halk sağlığa etkisini saptayıp, sıcak dalgasına karşı hazırlıklı olmak için sağlık sistemlerinin iyileştirilmesine yönelik projeler geliştirip iklim değişikliğine adaptasyon startejileri oluşturuyor.”

Prof. Dr. Sunay Sandıkçı
İç Hastalıkları Uzmanı 

Haz 192012
 

Sıkı bir karına sahip olabilmek için bu önerileri dikkate alarak uygularsanız kısa bir sürede farkı görebilirsiniz…
Masaj

Sabahları karın bölgesine masaj yaparak kan dolaşımını hızlandırabilir ve dokularınızı sıkılaştırabilirsiniz. Karnınıza, bir avuç deniz tuzu ve 10 ml. limon yağını karıştırarak elde edeceğiniz karışımla, saat yönünde yuvarlak hareketlerle masaj yapın. Özellikle de duş sırasında.
Buz şoku

Çoğu zaman yağ tabakasından dolayı karındaki kan dolaşımı yavaşlıyor. Bunun sonucunda da deri sarkıyor ve kırışık bir görüntü oluşuyor. Dolaşımınızı hızlandırmak için buzdan yaralanabilirsiniz. Yatmadan önce beze koyduğunuz buzları kuru cildinizin üzerinde gezdirin.
Sabah çayı

Sabahları uyanır uyanmaz bir bardak bitki ya da meyve çayı için. Çay yiyeceklerin daha hızlı ve daha kolay yakılmasını sağlıyor. Bu da karnın düzleşmesinde en önemli bir etken. Gereksiz bir şişlik hissetmek istemiyorsanız, gaz yapma özelliği olan çay ve kahveden uzak durun.
Bitkisel kürler

Yedikleriniz çoğu zaman karnınızın şişmesine yol açar. Bunu önlemek için pirinç, kek gibi unlu gıdalarla, et ürünleri ve tuz tüketirken fazla abartmamaya dikkat edin. Çünkü bu tür besinler vücutta, özellikle de karın bölgesinde su tutulmasına neden oluyor. Bunların yerine domates, biber, mısır, ıspanak gibi taze sebzeleri tercih edin. Et, balık, makarna ve pilav çeşitlerini taze bitkilerle tatlandırın. Özellikle maydanoz, dereotu, fesleğen, defne gibi bitkiler mide ve bağırsakların rahatlamasını sağlar.
Şekersiz sakız

Canınız tatlı çektiğinde bir şeyler çiğneyin. Çünkü ağızdaki boşluk hissi çoğu zaman tatlı isteğini pekiştiriyor. Bu isteğinizden kurtulmanız için size sakız çiğnemenizi öneriyoruz. Tabii sağlığınız ve dişlerinizi de düşünerek tatsız olanları tercih edin.

 

Haz 072012
 

Pilatesle iç bacak bölgenizdeki yağlardan kurtulabilir, şekilli bacaklara kavuşabilirsiniz. Nasıl mı? İşte bu 3 basit pilates egzersiziyle…

İç bacak bölgesindeki kas grubu günlük hayatta en az kullandığımız kas gruplarından biri. Kısa ve hızlı hareketlerin yarattığı  hantal, erkeksi bacak kaslarının yerine pilates hareketlerinin akıcı ve eklem açıklığını tam kullanan özellikleri ile şekilli bacaklara kavuşabilirsiniz. Nasıl mı?

Double Check Sağlıklı Yaşam Akademisi’nden her ikisi de pilates eğitmeni olan Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Ebru Aydın ile Sağlık Koçu Dt.Burcu Aydın’ın okuyucularına önerdiği iç bacak bölgesine yönelik 3 basit ve kolay uygulanabilir hareket ile…

Leg Circles

Bu egzersiz kalça esnekliğini artırırken, bacak iç bölgesini şekillendiren oldukça etkili ve kolay bir harekettir.

Sırtüstü yatın, sağ bacağınızı kırıp, dizinizi karnınıza doğru çekin ve sonra bacağınız dümdüz ve ayak parmak ucunuz tavana bakacak şekilde bacağınızı yukarı doğru uzatın. Ayak parmak ucunuzla tavanda küçük daireler çizdiğinizi düşünün. 10’uncu daireyi tamamladığınızda durun ve ters yönde 10 daire daha çizin. Aynı hareket setini diğer bacağınızda da uygulayın.

Bu harekette karın kasları kontrolünüz tam olmalı ve çok büyük daireler yerine küçük daireler çizerek kalçanızın sağa sola hareketlerle devrilmesini engellemelisiniz.

Inner Thigh Lift

Bu egzersiz iç bacak kaslarınızı kuvvetlendirip sıkılaştırırken kalçanızı esnetir. Sağ yanınıza uzanın, sağ kolunuz kırık, yerde ve gövdenizi hafifçe kaldırır pozisyonda olsun. Tepedeki sol bacağınızı kırın ve sol ayak parmak ucunuzu kalçanızın önünde yere koyun. Tepedeki elinizle sol ayak bileğinizi kavrayın. Egzersize alttaki bacağınızın iç kaslarını sıktığınızı hissedip alt bacağı düz bir şekilde birkaç santimetre yerden kaldırarak başlayın. 10 kez aynı yerden kaldırma hareketini tekrar edin ve aynı hareketi diğer bacağa da uygulayın.

Side leg series with pilates ring

Bu harekette pilates çemberi kullanacaksınız.

Sağ yanınıza doğru bacaklar ve gövdeniz düz olacak şekilde uzanın. Pilates çemberini her 2 ayak bileğinizin içinde sabit duracak şekilde yerleştirin. Alttaki kolunuz başınızı desteklerken üst sol kolunuz kırık ve eliniz göğsünüzün önünde yerde gövdenizi desteklesin. Üstteki bacağınızı alttakine nefes vererek yaklaştırıp pilates çemberini sıkın. Hareketi 10 kez tekrar edin ve sonra diğer tarafa da uygulayın

Haz 042012
 

Bol sebze ve meyve tüketmeliyiz, evet; ama yediğimiz sebze ve meyveler ne kadar sağlıklı? Gıdalardaki tarım ilacı kalıntıları sağlığımızı nasıl etkiliyor? Sağlıklı gıdaya nasıl ulaşabiliriz? İşte uzmanların yanıtları…

Hangi gıdaları güvenle yiyebiliriz? Bu soruya yanıt aramak için blog.firsatsevdasi.com sayfalarında yer verdiğimiz “sağlıklı gıda” dosyasının dördüncü bölümünde “tarım ilaçları”nı sorguluyoruz.

Tarımda adına “pestisit” denilen, bitkilerdeki zararlıları yok etme amacıyla kullanılan ilaçlar yediğimiz sebze ve meyvelerle vücudumuza giriyor. En çok ilaç ithal eden ülkeler arasında ülkemizin altıncı sırada yer aldığını da düşünürsek ne kadar bol sebze ve meyve tüketirsek o kadar çok tarım ilacı da yemiş oluyoruz aslında. Buradan bakınca durum çok iç karartıcı!

“Taş Devri Diyeti”nin yaratıcısı, Çocuk Metabolizma ve Beslenme Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Aydın, patates, elma ve brokoli ile yapılan bir araştırmada en titiz yıkama usulleri sonrasında bile pestisitlerin nerdeyse yüzde 93’ünün temizlenemediğinin ortaya çıktığını söylüyor. Prof. Dr. Aydın’ın araştırmacılardan aktardığı bilgiye göre sebze ve meyveleri soymanın ya da sap ve köklerini kesip atmanın bu riski az da olsa azaltabileceğini (ki bu bölgeler bitkinin besin açısından en zengin yerleri) ancak hiçbir zaman yok edilemeyeceğini vurguluyor. Ki özellikle bazı bitkiler pestisiti dokularında daha fazla tutuyor.

Tarım ilacı kalıntısı içeren gıdalar

Yüksek oranda pestisit kalıntısı içerenler: Çilek, dolmalık biber (yeşil, kırmızı), ıspanak, kiraz ve vişne, şeftali, kereviz, elma, kayısı, taze fasulye, armut, salatalık, patates.

Düşük oranda pestisit kalıntısı içerenler: Avokado, mısır, soğan, karnabahar, üzüm, muz, erik, taze soğan, karpuz, brokoli, Brüksel lahanası, ananas.

Sebze ve meyvelerde tarım ilacı kalıntısı erkek kısırlığına yol açıyor

Prof. Dr. Ahmet Aydın, tarımda kullanılan pestisitlerin yapısı östrojene çok benzediğinden vücuttaki östrojen reseptörlerine yapışarak östrojen benzeri etki gösterdiğini ve bu nedenle pestisitlere çok maruz kalan kız çocukların erken ergenliğe girdiği, erkek çocukların ise memelerinin büyüdüğünü belirtiyor. Danimarka’da 15 bin erkeğin incelendiği araştırmaya göre pestisit çözeltisine daha çok maruz kalan erkeklerin son 50 yıl içinde sperm kalitesinin ve sayısının düştüğünü aktarıyor.

Tarım ilacı kalıntısı olan ile olmayan yiyecekleri nasıl ayırt edebiliriz?

Onkoloji Uzmanı Dr. Yavuz Dizdar, tarımda “pestisit”in yanı sıra “herbisit” adında ilaçlar kullanıldığına dikkat çekerek, “Pestisit bitkiye üstten sıkılırken, herbisit bitkiye kökten veriliyor. Pestisitli sebze ve meyveyi çok iyi yıkayarak uzaklaştırma ihtimaliniz varken herbisit verilmiş bitkiyi yıkayarak bundan arındırmak mümkün değil.” Peki bitkiye herbisit verilip verilmediği nasıl anlarız? Dr. Dizdar’ın yanıtı: “Biz hiçbir şekilde anlayamayız. Ancak Tarım Bakanlığı’nın denetlemesi gerekir.”

Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Kenan Demirkol, tarım ilacı kalıntısı olmayan gıdaya ulaşmak için “Organik sertifikalı ürünleri ya da güvendiğiniz ve nasıl üretim yaptığını bildiğiniz küçük çiftçi tarafından üretilen sebze ve meyveleri tercih edin” diyor.

Dr. Yavuz Dizdar, “İlaçlı tarım ürünleri ile organik olanlar aralarında açık fark var” diyerek şöyle uyarıyor:
“Eğer ki süpermarketten alınmış bir portakaldan üç kişi zehirlenebiliyorsa bu ülkede, marketler asla sağlıklı ürün sattıklarını iddia etmemeli. Kendileri analiz yaptırmadıkça bu iddiayı ortaya atmamalı. Siz de aldığınız ürüne güvenmemelisiniz!”

Haz 042012
 

Yağlar konusunda doğru bildiklerimiz aslında yanlış olabilir! Yemeklerimizde hangi yağları kullanmalı, hangi yağları sofralarımızdan uzaklaştırmalıyız? Uzmanlar yanıtlıyor…

blog.firsatsevdasi.com sayfalarında yer verdiğimiz “sağlıklı gıda” dosyasının beşinci bölümünde “yağlar” konusuna odaklanıyoruz. Hangi yağlar yararlı, hangileri zararlı? Yoksa yağlar konusunda bu zamana kadar bildiklerimizin hepsi yanlış mı? Şimdi sıkı durun, yağlar hakkında bilgilerimizi tazeliyoruz!Eskiden yağ yemenin zararlı olduğu söylenirken artık doktorlar yağların beslenmemizdeki katkılarını ön plana çıkarıyorlar. “Taş Devri Diyeti”nin yaratıcısı, Çocuk Metabolizma ve Beslenme Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Aydın, “Yağlar, sadece yüksek bir enerji kaynağı değil; birçok hormon, hormon benzeri yapılar ve hücre zarlarının yapısında bulunuyor” diyerek konuyu şöyle detaylandırıyor:

“Erkeklik hormonu testosteron, kadınlık hormonu östrojen, D vitamini, safra asitleri kolesterol olmadan sentezlenemiyorlar. Birçok önemli vitamin (A,D,E,K) diyette yağ olmadan bağırsaktan emilemiyor. Bu nedenle yağların diyetimizden çıkartılması ya da kısıtlanması, vücut sistemlerinin işlevlerini olumsuz etkiliyor. Çocuklarda ise büyüme ve gelişmeyi büyük ölçüde bozuyor.”

Artık biliyoruz, yağ yemeliyiz. Peki ama hangi tür yağları tüketmeliyiz? Bütün yağlar sağlıklı mıdır?
Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Kenan Demirkol, trans yağ, ayçiçek yağı, mısır özü yağı, kanola yağı ve soya yağı ile bu yağları içeren ürünleri almamamızı, sadece zeytinyağı tüketmemizi tavsiye ediyor. Aynı öneride bulunan Prof. Dr. Ahmet Aydın da rafine edilmiş bu yağları kullanmamamızın iki nedenini şöyle açıklıyor:

“İlki, bu yağların çoğu (ayçiçek, mısır) omega 6 yağ asitlerinden çok zengin. Bu yağlar da vücut için gerekli yağlar ama fazla tüketildikleri için 1:1 ile 1:4 olması gereken omega 3-omega 6 dengesi 1:50’lere çıkmış durumda. Bir diğer sorun, çoklu doymamış yağ asitlerinden omega 6 yağlarının (mısırözü, ayçiçeği ve soya) omega 3 yağlarına (köy yumurtası, balık, ceviz ve keten tohumu) göre çok daha fazla tüketiliyor olması. İkinci temel neden ise yağın rafine edilirken tahrip olması.”

Trans yağ nedir, neden zararlıdır?

Prof. Dr. Aydın trans yağları şöyle açıklıyor:

“Hidrojenize yağlar (margarinler), sıvı yağların sıvı olmalarını sağlayan bağlarının hidrojenle doyurularak katı hale dönüştürülmüş hali. Yani, katılaştırmak için o çifte bağlar açılıyor ve onların yerlerine hidrojen konuluyor. Bu işleme hidrojenizasyon deniliyor ve yağlar nikel katalizörlerde hidrojenle doyuruluyor. Trans yağ asitleri bu işlem sırasında oluşuyor. Bu yolla elde edilen trans yağlar sentetik. Yani doğada bulunmuyor. Vücudumuz bu sentetik trans yağları tanımıyor.”

Hangi yiyeceklerde trans yağ var?

Bisküvi, kek, çikolata, kraker, gofret, cips, hazır salata sosu, kek, kurabiye, pasta, poğaça, börek, çörek, baklava, patates kızartması, nugget’lar ve daha pek çok yiyecekte trans yağ bulunduğunu söyleyen Prof. Dr. Aydın Dünya Sağlık Örgütü’nün trans yağların diyetten çıkartılması yönünde herkesi uyardığını belirtiyor. Peki, paketli gıdaların üzerinde trans yağ içerdiği yazıyor mu dersiniz? Prof. Dr. Aydın buradaki kandırmacanın paketlerin üzerinde “hidrojenize bitkisel yağ” ifadesine yer verilmesi olduğunu söylüyor. Dolayısıyla paketlerin üzerinde “trans yağ” yazısını aramaya gerek yok.

Soya yağı neden zararlı?

Prof. Dr. Kenan Demirkol, soya yağı, fitoöstrojen (bitkisel hormon) içerdiğinden doğurganlık çağındaki kadınlarda östrojen fazlalığı yarattığı için bunun yol açtığı tüm hastalıkları ortaya çıkarabilir. Bu hastalıkların başında meme kanseri gelir” diyor. “Menopoz sonrasında menopoz bulgularının tedavisinde her ne kadar bu fitoöstrojenlerden yararlanma tavsiye edilse bile hiçbir şekilde soyadan yararlanılmasını tavsiye etmiyorum” diyen Demirkol, bunun nedeni olarak piyasada bugün genetiği değiştirilmemiş soya bulmanın zor olmasını işaret ediyor. Çünkü bu şekilde soya, omega 6 yağ asidi içeren bir bitki olduğundan, yararından çok daha fazla zararı ortaya çıkıyor.

Soya ürünlerinin salam, sosis gibi hazır gıdalarda çok fazla kullanıldığını söyleyen Prof. Dr. Ahmet Aydın, “Soyadaki yüksek östrojen erkeklerdeki kısırlık ve jinekomastinin (meme büyümesi) en önemli nedenlerinin başında geliyor” açıklamasını yapıyor.

Hangi yağları yemeliyiz?

Uzmanlar, zeytinyağı tüketilmesi konusunda birleşiyorlar. Prof. Dr. Kenan Demirkol, “Türkiye’de zeytinyağı dışında sağlıklı bir yağ yok” iddiasında bulunuyor. Peki piyasadaki tüm zeytinyağları güvenli mi? “Zeytincilikte de çok fazla tarım ilacı kullanıldığı için organik zeytinyağına ulaşmak daha doğru” diyen Prof. Dr. Demirkol, köklü ve büyük markalara itibar ettiğini, bu markaların kendilerini riske atacaklarına inanmadığını söylüyor.

Zetinyağında hile olur mu?

Soruyoruz Prof. Dr. Demirkol’a: Bazı yağlar kokuyor, bazıları kokmuyor. Bu zeytinyağında hile yapıldığı anlamına gelir mi?
“Zeytinyağının kokulu olup olmaması üretildiği yöreyle ilgilidir” diyerek şöyle açıklıyor:

“Zeytinyağının tadı ve kokusu, yetiştirildiği yerdeki güneş miktarına bağlı. Aynı ağaçtan bile üst üste iki yıl aynı lezzette zeytinyağı üretmeniz mümkün değil. Bütün Anadolu’nun çeşitliliği içinde çok farklı yağlar üretilebilir. Zeytinyağının kokusuz olmasına normal gözüyle bakmalı. Ancak özellikle açıkta satılan zeytinyağlarında hile olabilir. Çok daha ucuz olanlarda içine ayçiçek yağı katılabiliyor.”

Riviera, rafine ve sızma zeytinyağı arasındaki fark nedir?

“Zeytinyağı tadını beğenmeyenler rafine zeytinyağını yiyebilir. Hiç tadı ve kokusu yoktur. Zararı da yoktur” diyen Prof. Dr. Demirkol, ama diyor ve ekliyor: “Yağ, içindeki vitaminlerini kaybetmiştir ısıtıldığı için.”

Rafine yağa biraz kokusu ve rengi olsun diye yüzde 5 oranında sızma yağın katılmasıyla, riviera tipi zeytinyağının elde edildiğini anlatan Prof. Dr. Demirkol, “Riviera, sanıldığı gibi sızma ile ayçiçek yağının karışımı değil, yüzde yüz zeytinyağıdır. Bir zararı yoktur” diyor.

“Tereyağı hem en sağlıklı hem en sağlıksız yağdır”

Prof. Dr. Ahmet Aydın, “Tereyağı, iç yağı ve kuyruk yağı gibi hayvani yağlar (doymuş yağlar) ısıya oldukça dayanıklı mükemmel yağlardır” derken Prof. Dr. Demirkol da tereyağının sağlıklı olduğunu belirtiyor ancak şöyle bir uyarıda bulunuyor:

“Kırsal bir yerde bağlantınız varsa, orada hayvanın yüzde yüz ne yediğini, mera otuyla beslenip beslenmediğini biliyorsanız, tereyağından daha sağlıklı bir yağ yoktur. Ama siz hayvana ahırda pancar küspesi, kırık pirinç gibi nişastalı ürünleri yedirirseniz bütün hayvanlar şeker hastası olur. Nasıl bizim bu kadar şeker yemeye hazır genetik şifremiz yoksa ineğin de yoktur.

Dolayısıyla şeker hastası olan ineğin yağ bileşimi ister depo yağ ister süt yağ bileşimi olsun bozulur. Bozulmuş süt yağı bileşiminde dolayı biz bugün tereyağı yediğimiz için kalp hastası oluyoruz. Halbuki mera hayvanının sütünden üretilmiş bir tereyağında insanı hasta edecek hiçbir yağ asidi yok. Buna ulaşmanın yolunu bize devlet açmalı. Devlet mekanizması devreye girerek buna teşvik edebilir.”

Sahte tereyağını gerçeğinden nasıl ayırt edebiliriz?

Tereyağının margarin üzerine giydirilmiş piyasadaki sahtelerine dikkat edilmesi gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Ahmet Aydın, gerçek ile sahtesini ayırt etmek için şu bilgiyi veriyor:

“Sahte tereyağı dışarıda bırakıldığında geç erir, bıçakta fazla leke bırakır.”

May 312012
 

Yediklerimiz içtiklerimiz ne kadar sağlıklı? Sağlıklı gıdaya nasıl ulaşabiliriz? Bu sorulara yanıt ararken işe şekerden başlıyoruz. Uzmanlara yediğimiz şekerin vücudumuza ne gibi zararları dokunduğunu, sağlıklı şekeri nasıl ayırt edebileceğimizi sorduk.

Her ne kadar fast food tarzı yiyeceklerden uzak kalıp sağlıklı beslendiğimizi düşünüyor olsak da son zamanlarda yediğimiz içtiğimiz her şeyin güvenli, sağlıklı olduğundan şüphe duymaya başladık. Çünkü bugüne dek sağlıklı olduğunu bildiğimiz gıdalar hakkında bizim göremediğimiz, fark edemediğimiz üretme biçimleri nedeniyle sağlıksızlık fışkırdığı açıklanır oldu. Peki, neleri güvenle yiyebiliriz? Bazı yiyecekleri tamamen hayatımızdan çıkarmak mı gerekiyor? Sağlıklı zannettiğimiz gıdalar aslında bizi hasta mı ediyor? İşin aslını öğrenmek için bu konuda söz sahibi olan hekimlerle görüştük. blog.firsatsevdasi.com sayfaları için hazırladığımız “sağlıklı gıda” dosyasının ilk bölümünde “şeker” konusuna yer vermek istedik. Çünkü uzmanların görüşlerinden edindiğimiz bilgiye göre, yediğimiz gıdaların içinde bulunan şeker türü ve miktarı bizi sağlığı bozulmuş bir toplum olmaya götüren etkenlerin başında geliyor.

Ne kadar şeker tüketmeli?
Prof. Dr. Kenan Demirkol, şeker tüketimi konusunda dikkatli olmamız gerektiği uyarısını yaparken öncelikle şeker miktarını vurguluyor.

“Matematik hesabı yapmak zorundayız. Günde 30 grama kadar şeker yersek vücudumuza zarar vermez. Ancak bu şekerin çoğunu meyveden almalıyız. Çok aşeriyorsak yine 30 gramı geçmemek kaydıyla bunu baklavadan da çikolatadan da alabiliriz. Bir kutu meşrubat 35 gram şeker içeriyor. Bir kutu meşrubatı bile tamamen bitirmemiz mümkün değil” diyen Demirkol, Amerika’da şişmanlığın nedeninin aşırı meşrubat tüketimi olduğunu söylüyor.

ABD’deki okullarda en çok meşrubata karşı mücadele verildiğine dikkat çeken Demirkol, ülkemizde de günde 1-1,5 litre meşrubat tüketen gençler olduğunu belirterek, “Meyve suyunun 330 ml’sinde 35 gram olduğunu düşünürseniz, 1 litre meşrubatta 105 gram şeker var demektir. Bu, insan vücudunun asla tolere edemediği bir miktardır. Bu nedenle karın tipi şişmanlık, karaciğer yağlanması, şeker hastalığı, kalp hastalığı ortaya çıkıyor” diyor.

Esmer şeker mi beyaz şeker mi?
Prof. Dr. Kenan Demirkol, “Esmer şeker ile beyaz şeker arasında hiçbir fark yok. Bu tamamen bir ticari aldatmaca” diyerek nedenini şöyle açıklıyor:

“Şeker aslında doğal bir şeydir ve rengi beyaz değildir. Onu ne kadar rafine ederseniz rengi o kadar beyaz olur. Melası (fabrikasyon kademesinde atık olarak ele geçen kahverengimsi son şurup) üzerinden alındıkça şeker beyazlaşır. Esmer şekerde de melası üzerinde bırakılarak o renk elde edilir.”

Tüketilen şeker türünde sağlıklı olanı ararken şekerin esmer ya da beyaz olmasından ziyade, pancar şekeri mi yoksa mısırdan elde edilen nişasta bazlı şeker mi olduğuna bakmak gerektiğini söyleyerek, nedenini şöyle açıklıyor:

Nişasta bazlı şeker, pancar şekerine göre daha fazla şişmanlatır, karın ve karaciğer yağlanmasına yol açar. ABD’de 1970’li yıllardan beri bu şekerin kullanılmasından dolayı karaciğer yağlanması, ‘kriptojenik siroz’ vakalarında ve buna bağlı karaciğer kanseri vakalarında üç kat artış saptandı. Sadece daha pahalı olan pancar şekeri yerine gıdalarda mısır şekeri kullanıldığı için.”

Taş Devri Diyeti”nin yaratıcısı Prof. Dr. Ahmet Aydın da mısır şurubu kullanımının yaygınlaşmasını eleştirerek, “Ülkemizde son yıllarda mısır şurubu üreten fabrikalar kurulmaya başlandı. 2001 yılında çıkartılan Şeker Yasası ile mısır şurubu üretim kotası yüzde 10 olarak belirlendi, fakat daha sonra Bakanlar Kurulu kararıyla yüzde 15’e yükseltildi. Kota ABD’de yüzde 2, Almanya’da binde 8.9, Fransa’da ise binde 4.9” diyor.

Mısır şurubu neden zararlı?
Onkoloji Uzmanı Dr. Yavuz Dizdar mısır şurubunun zararlarını şöyle anlatıyor:
“Mısırdan elde edilen şurupta daha çok (glikozun dört misli) früktoz bulunuyor. Ülkemizde bütün meşrubat, bisküvi sanayiinde ve ucuz tatlı yapımında kullanılıyor. Früktoz insan metabolizması için uygun bir şeker türü değil! Şeker metabolizmasını düzenleyen insülin salgısını etkilemez, ‘doyum hissi’ oluşmadığından, bir yönden tüketimin artışına neden olurken, diğer yönden de sağlık açısından ciddi riskleri beraberinde getirir. Vücuda alınan früktoz hızla, bir yağ olan trigliseride çevrilir, iç organlarda ve yağ dokusunda depolanır. Mısır şurubundan elde edilen yüksek früktoz içerikli şeker, iç organlar ve karın içi yağlanmasının en önemli nedenlerinden biridir. Bu yağlanmanın ‘metabolik sendrom’ olarak bilinen tablonun oluşmasına ciddi katkısının bulunduğu kabul edilir. Buna bağlı olarak siroz, karaciğer kanseri, karaciğer ameliyatı ve nakli gereken hasta sayısı da artmaktadır. Nitekim şeker hastalığı ülkemizde son yıllarda ciddi bir artış gösterdi. Üstüne üstlük bugüne dek yapılan pek çok araştırma, doğalın dışına taşmış şeker metabolizmasının pankreas kanserine neden olduğunu gösterdi.”

Hangi gıdalarda mısır şekeri var? 
Uzmanlardan aldığımız bilgiye göre artık bisküvi, gazoz, çikolata, hazır kek, şekerleme, hazır çorba, dondurma, baklava gibi piyasadaki pek çok gıdada mısır şekeri kullanıldığını biliyoruz. Prof. Dr. Kenan Demirkol, birkaçı hariç çoğu meşrubat markasının ürünlerinde ve bazı çok beyaz ekmeklerde de bu şekerin kullanıldığını, sadece tam buğday ekmeği tüketilmesi gerektiğini söylüyor. “Ne yazık ki yasa gereği ürünlerde mısır şekerinin kullanılıp kullanılmadığını etiketlerden tam olarak anlayamıyoruz” diyen Demirkol, biz tüketicilere şu uyarıda bulunuyor:

“Yüzde 100 pancar şekeri kullanan üreticiler etiketlerine bu ibareyi koyuyorlar. Özellikle bu etiketi taşıyan ürünleri bulmaya özen gösterin. Cebinizdeki para ile hastalık satın almayın!