Kas 182015
 

2015-2016 Sonbahar/Kış kadın modasını keşfetmeye hazır mısınız? “Önümüzdeki kış nasıl giyiniyoruz?” sorusuna cevaben birbirinden şık trendler bizleri bekliyor. Huhteşem trendlerle kış modasını ayaklarınıza serdik…

Transparan Olan Giysiler
Her sezon, bir materyal ciddi bir çıkış yakalar. Bu sezon tül/transparan kumaşlar adeta zirveyi oynuyor. Tül, kış ayları için hayli ince bir kumaş. Lakin trend olan; tül/transparan kumaşları tek başına değil kat kat kombinlemek. Şöyle özet geçmem gerekirse; “Bu kış transparan kumaş ikinci cildimiz olacak.” Örneğin, normcore bir gömleğin içine transparan boğazlı bir bluz giyeceğiz. Ve gömleğin kollarını sıvadığımızda cıbıldak kollarımız değil de transparan etkiyle taçlanmış zarif kollarımız ortaya çıkacak. Kısa kollu kışlık bir elbiseyi yine içine transparan bir bluz ile taçlandıracağız. Hülasa manşet ve boyun kısmından tül, dantel ve eyelet fışkırmalı 😉 Kışa hazır olmak adına başta siyah olmak üzere kıyafetlerinizin renginde çeşit çeşit tül/dantel kumaş alın. Ve terziye koşun. Tülden, boğazlı, uzun kollu bluzler diktirin. “Bunları nerde giyeceksin.” sözlerine aldırış etmeden :-)

2015_2016_sonbahar_kış_bayan_modası_dantel

Triko Elbise

Trikolar kış aylarında nasıl da sıcak tutar bizi. Neyse ki tasarımcılar da böyle düşünüyorlar. Yeni sezonda biz bayanlar için birbirinden güzel triko elbiseler tüm markaların koleksiyonlarında olacak.

Dantel

Dantelin zerafeti her sezon bambaşka bir şekilde karşımıza çıkıyor. Transparan stillerde dantel oldukça fazla kullanılırken, kimi zaman da elbiselerin yaka ve et ucu detayı olarak moda severlerle buluşuyor.

Püsküllü Manto ve Çantalar
Püskül, geçtiğimiz sezondan bir trend. Bu sene ise oldukça popüler. Püsküllü etek, ceketler ve çantalar yine havada uçuşuyor. Lakin farklı olmak sizi tanımlıyorsa yukardaki püsküllü çantalar size göre;-) Püskül modasını, bu çantalarla yakalayın.

2015_2016_sonbahar_kış_bayan_modası_püskül IMG_9304

Kürk Etol

Kış gelinlerinin kurtarıcı parçası olan kürk etoller, 2016 kışında sokak modasıyla buluşmaya hazırlanıyor. Kabanların ve elbiselerin dikkat çekici aksesuarı olarak sunulan kürk etoller, sizce de çok çarpıcı değil mi?

2015_2016_sonbahar_kış_bayan_modası_kürk_etol

Bol Paçalı Pantolon

Birkaç sezondur baş tacı ettiğimiz bol pantolonlar, 2016 kış sezonunda da yerini ayırtmış durumda. Biraz daha ispanyol esintileri var bu kez karşımızda.

2015_2016_sonbahar_kış_bayan_modası_bol_paçalı_pantolon

Haz 282012
 

Zayıflamak ve formunu korumak isteyenler, detoks yapanlar için Prof. Dr. Erdem Yeşilada mısır püskülü ve kiraz sapını öneriyor. İşte mısır püskülü ve kiraz sapının yararları…

Zayıflamak için yapılması gerekenlerin başında vucüttan su atılımını hızlandırmak geliyor. Bunu sağlayacak olan bitkilerden en önemlileri ise mısır püskülü ve kiraz sapı. Yeditepe Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Farmakognozi ve Fitoterapi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Erdem Yeşilada, bu bitkilerin doğru kullanıldığında sağlıklı zayıflama için ideal birer yardımcı olacağını belirtiyor ve özelliklerini şöyle açıklıyor:

“Mısır bitkisinin dişi çiçeklerinin 10-20 santimetre uzunluğundaki püskül benzeri uzantıları (stilus)‘mısır püskülü’ olarak adlandırılır. Mısır püskülünden son derece güvenilir, herhangi bir yan etki riski bulunmayan zararsız bir idrar artırıcı olarak özellikle çeşitli etkenlere bağlı böbrek ve idrar yolları sorunlarında yararlanılır.

Güvenilir olması nedeniyle çocuklarda böbrek ve idrar yolu sorunlarında tercih edilir.

Tek başına veya diğer bitkisel ürünler ile birliktesistit, üretrit, prostatit gibi idrar yolu yangılarında, idrar yolu tahrişlerinde, böbrek ve idrar yolunda taş/kum gibi oluşumların düşürülmesinde de kullanılması tavsiye edilir.

Yan etki riski bulunmaması nedeniyle detoks ve zayıflama rejimlerinde vücuttaki ödemin uzaklaştırılması amacıyla yararlanılır.

Bu kadar güvenilir bir ürün olmasına rağmen vücutta sodyum ve potasyum dengesini olumsuz etkileyebilir, dolayısıyla kalp hastalarının mutlaka uzman denetiminde kullanması gerekir. 

Kiraz sapı ise hem kiraz hem de vişne meyvelerinin kurutulmuş sapından oluşuyor.

Bileşimi polifenolik maddeler ve potasyum tuzları bakımından zengin olan kiraz sapıdetoks ve zayıflama rejimlerinde vücuttaki ödemin atılması amacıyla potasyum dengesini koruyabilen bir idrar artırıcı olarak değerlidir.”

Haz 042012
 

Bol sebze ve meyve tüketmeliyiz, evet; ama yediğimiz sebze ve meyveler ne kadar sağlıklı? Gıdalardaki tarım ilacı kalıntıları sağlığımızı nasıl etkiliyor? Sağlıklı gıdaya nasıl ulaşabiliriz? İşte uzmanların yanıtları…

Hangi gıdaları güvenle yiyebiliriz? Bu soruya yanıt aramak için blog.firsatsevdasi.com sayfalarında yer verdiğimiz “sağlıklı gıda” dosyasının dördüncü bölümünde “tarım ilaçları”nı sorguluyoruz.

Tarımda adına “pestisit” denilen, bitkilerdeki zararlıları yok etme amacıyla kullanılan ilaçlar yediğimiz sebze ve meyvelerle vücudumuza giriyor. En çok ilaç ithal eden ülkeler arasında ülkemizin altıncı sırada yer aldığını da düşünürsek ne kadar bol sebze ve meyve tüketirsek o kadar çok tarım ilacı da yemiş oluyoruz aslında. Buradan bakınca durum çok iç karartıcı!

“Taş Devri Diyeti”nin yaratıcısı, Çocuk Metabolizma ve Beslenme Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Aydın, patates, elma ve brokoli ile yapılan bir araştırmada en titiz yıkama usulleri sonrasında bile pestisitlerin nerdeyse yüzde 93’ünün temizlenemediğinin ortaya çıktığını söylüyor. Prof. Dr. Aydın’ın araştırmacılardan aktardığı bilgiye göre sebze ve meyveleri soymanın ya da sap ve köklerini kesip atmanın bu riski az da olsa azaltabileceğini (ki bu bölgeler bitkinin besin açısından en zengin yerleri) ancak hiçbir zaman yok edilemeyeceğini vurguluyor. Ki özellikle bazı bitkiler pestisiti dokularında daha fazla tutuyor.

Tarım ilacı kalıntısı içeren gıdalar

Yüksek oranda pestisit kalıntısı içerenler: Çilek, dolmalık biber (yeşil, kırmızı), ıspanak, kiraz ve vişne, şeftali, kereviz, elma, kayısı, taze fasulye, armut, salatalık, patates.

Düşük oranda pestisit kalıntısı içerenler: Avokado, mısır, soğan, karnabahar, üzüm, muz, erik, taze soğan, karpuz, brokoli, Brüksel lahanası, ananas.

Sebze ve meyvelerde tarım ilacı kalıntısı erkek kısırlığına yol açıyor

Prof. Dr. Ahmet Aydın, tarımda kullanılan pestisitlerin yapısı östrojene çok benzediğinden vücuttaki östrojen reseptörlerine yapışarak östrojen benzeri etki gösterdiğini ve bu nedenle pestisitlere çok maruz kalan kız çocukların erken ergenliğe girdiği, erkek çocukların ise memelerinin büyüdüğünü belirtiyor. Danimarka’da 15 bin erkeğin incelendiği araştırmaya göre pestisit çözeltisine daha çok maruz kalan erkeklerin son 50 yıl içinde sperm kalitesinin ve sayısının düştüğünü aktarıyor.

Tarım ilacı kalıntısı olan ile olmayan yiyecekleri nasıl ayırt edebiliriz?

Onkoloji Uzmanı Dr. Yavuz Dizdar, tarımda “pestisit”in yanı sıra “herbisit” adında ilaçlar kullanıldığına dikkat çekerek, “Pestisit bitkiye üstten sıkılırken, herbisit bitkiye kökten veriliyor. Pestisitli sebze ve meyveyi çok iyi yıkayarak uzaklaştırma ihtimaliniz varken herbisit verilmiş bitkiyi yıkayarak bundan arındırmak mümkün değil.” Peki bitkiye herbisit verilip verilmediği nasıl anlarız? Dr. Dizdar’ın yanıtı: “Biz hiçbir şekilde anlayamayız. Ancak Tarım Bakanlığı’nın denetlemesi gerekir.”

Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Kenan Demirkol, tarım ilacı kalıntısı olmayan gıdaya ulaşmak için “Organik sertifikalı ürünleri ya da güvendiğiniz ve nasıl üretim yaptığını bildiğiniz küçük çiftçi tarafından üretilen sebze ve meyveleri tercih edin” diyor.

Dr. Yavuz Dizdar, “İlaçlı tarım ürünleri ile organik olanlar aralarında açık fark var” diyerek şöyle uyarıyor:
“Eğer ki süpermarketten alınmış bir portakaldan üç kişi zehirlenebiliyorsa bu ülkede, marketler asla sağlıklı ürün sattıklarını iddia etmemeli. Kendileri analiz yaptırmadıkça bu iddiayı ortaya atmamalı. Siz de aldığınız ürüne güvenmemelisiniz!”

Haz 042012
 

Yağlar konusunda doğru bildiklerimiz aslında yanlış olabilir! Yemeklerimizde hangi yağları kullanmalı, hangi yağları sofralarımızdan uzaklaştırmalıyız? Uzmanlar yanıtlıyor…

blog.firsatsevdasi.com sayfalarında yer verdiğimiz “sağlıklı gıda” dosyasının beşinci bölümünde “yağlar” konusuna odaklanıyoruz. Hangi yağlar yararlı, hangileri zararlı? Yoksa yağlar konusunda bu zamana kadar bildiklerimizin hepsi yanlış mı? Şimdi sıkı durun, yağlar hakkında bilgilerimizi tazeliyoruz!Eskiden yağ yemenin zararlı olduğu söylenirken artık doktorlar yağların beslenmemizdeki katkılarını ön plana çıkarıyorlar. “Taş Devri Diyeti”nin yaratıcısı, Çocuk Metabolizma ve Beslenme Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Aydın, “Yağlar, sadece yüksek bir enerji kaynağı değil; birçok hormon, hormon benzeri yapılar ve hücre zarlarının yapısında bulunuyor” diyerek konuyu şöyle detaylandırıyor:

“Erkeklik hormonu testosteron, kadınlık hormonu östrojen, D vitamini, safra asitleri kolesterol olmadan sentezlenemiyorlar. Birçok önemli vitamin (A,D,E,K) diyette yağ olmadan bağırsaktan emilemiyor. Bu nedenle yağların diyetimizden çıkartılması ya da kısıtlanması, vücut sistemlerinin işlevlerini olumsuz etkiliyor. Çocuklarda ise büyüme ve gelişmeyi büyük ölçüde bozuyor.”

Artık biliyoruz, yağ yemeliyiz. Peki ama hangi tür yağları tüketmeliyiz? Bütün yağlar sağlıklı mıdır?
Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Kenan Demirkol, trans yağ, ayçiçek yağı, mısır özü yağı, kanola yağı ve soya yağı ile bu yağları içeren ürünleri almamamızı, sadece zeytinyağı tüketmemizi tavsiye ediyor. Aynı öneride bulunan Prof. Dr. Ahmet Aydın da rafine edilmiş bu yağları kullanmamamızın iki nedenini şöyle açıklıyor:

“İlki, bu yağların çoğu (ayçiçek, mısır) omega 6 yağ asitlerinden çok zengin. Bu yağlar da vücut için gerekli yağlar ama fazla tüketildikleri için 1:1 ile 1:4 olması gereken omega 3-omega 6 dengesi 1:50’lere çıkmış durumda. Bir diğer sorun, çoklu doymamış yağ asitlerinden omega 6 yağlarının (mısırözü, ayçiçeği ve soya) omega 3 yağlarına (köy yumurtası, balık, ceviz ve keten tohumu) göre çok daha fazla tüketiliyor olması. İkinci temel neden ise yağın rafine edilirken tahrip olması.”

Trans yağ nedir, neden zararlıdır?

Prof. Dr. Aydın trans yağları şöyle açıklıyor:

“Hidrojenize yağlar (margarinler), sıvı yağların sıvı olmalarını sağlayan bağlarının hidrojenle doyurularak katı hale dönüştürülmüş hali. Yani, katılaştırmak için o çifte bağlar açılıyor ve onların yerlerine hidrojen konuluyor. Bu işleme hidrojenizasyon deniliyor ve yağlar nikel katalizörlerde hidrojenle doyuruluyor. Trans yağ asitleri bu işlem sırasında oluşuyor. Bu yolla elde edilen trans yağlar sentetik. Yani doğada bulunmuyor. Vücudumuz bu sentetik trans yağları tanımıyor.”

Hangi yiyeceklerde trans yağ var?

Bisküvi, kek, çikolata, kraker, gofret, cips, hazır salata sosu, kek, kurabiye, pasta, poğaça, börek, çörek, baklava, patates kızartması, nugget’lar ve daha pek çok yiyecekte trans yağ bulunduğunu söyleyen Prof. Dr. Aydın Dünya Sağlık Örgütü’nün trans yağların diyetten çıkartılması yönünde herkesi uyardığını belirtiyor. Peki, paketli gıdaların üzerinde trans yağ içerdiği yazıyor mu dersiniz? Prof. Dr. Aydın buradaki kandırmacanın paketlerin üzerinde “hidrojenize bitkisel yağ” ifadesine yer verilmesi olduğunu söylüyor. Dolayısıyla paketlerin üzerinde “trans yağ” yazısını aramaya gerek yok.

Soya yağı neden zararlı?

Prof. Dr. Kenan Demirkol, soya yağı, fitoöstrojen (bitkisel hormon) içerdiğinden doğurganlık çağındaki kadınlarda östrojen fazlalığı yarattığı için bunun yol açtığı tüm hastalıkları ortaya çıkarabilir. Bu hastalıkların başında meme kanseri gelir” diyor. “Menopoz sonrasında menopoz bulgularının tedavisinde her ne kadar bu fitoöstrojenlerden yararlanma tavsiye edilse bile hiçbir şekilde soyadan yararlanılmasını tavsiye etmiyorum” diyen Demirkol, bunun nedeni olarak piyasada bugün genetiği değiştirilmemiş soya bulmanın zor olmasını işaret ediyor. Çünkü bu şekilde soya, omega 6 yağ asidi içeren bir bitki olduğundan, yararından çok daha fazla zararı ortaya çıkıyor.

Soya ürünlerinin salam, sosis gibi hazır gıdalarda çok fazla kullanıldığını söyleyen Prof. Dr. Ahmet Aydın, “Soyadaki yüksek östrojen erkeklerdeki kısırlık ve jinekomastinin (meme büyümesi) en önemli nedenlerinin başında geliyor” açıklamasını yapıyor.

Hangi yağları yemeliyiz?

Uzmanlar, zeytinyağı tüketilmesi konusunda birleşiyorlar. Prof. Dr. Kenan Demirkol, “Türkiye’de zeytinyağı dışında sağlıklı bir yağ yok” iddiasında bulunuyor. Peki piyasadaki tüm zeytinyağları güvenli mi? “Zeytincilikte de çok fazla tarım ilacı kullanıldığı için organik zeytinyağına ulaşmak daha doğru” diyen Prof. Dr. Demirkol, köklü ve büyük markalara itibar ettiğini, bu markaların kendilerini riske atacaklarına inanmadığını söylüyor.

Zetinyağında hile olur mu?

Soruyoruz Prof. Dr. Demirkol’a: Bazı yağlar kokuyor, bazıları kokmuyor. Bu zeytinyağında hile yapıldığı anlamına gelir mi?
“Zeytinyağının kokulu olup olmaması üretildiği yöreyle ilgilidir” diyerek şöyle açıklıyor:

“Zeytinyağının tadı ve kokusu, yetiştirildiği yerdeki güneş miktarına bağlı. Aynı ağaçtan bile üst üste iki yıl aynı lezzette zeytinyağı üretmeniz mümkün değil. Bütün Anadolu’nun çeşitliliği içinde çok farklı yağlar üretilebilir. Zeytinyağının kokusuz olmasına normal gözüyle bakmalı. Ancak özellikle açıkta satılan zeytinyağlarında hile olabilir. Çok daha ucuz olanlarda içine ayçiçek yağı katılabiliyor.”

Riviera, rafine ve sızma zeytinyağı arasındaki fark nedir?

“Zeytinyağı tadını beğenmeyenler rafine zeytinyağını yiyebilir. Hiç tadı ve kokusu yoktur. Zararı da yoktur” diyen Prof. Dr. Demirkol, ama diyor ve ekliyor: “Yağ, içindeki vitaminlerini kaybetmiştir ısıtıldığı için.”

Rafine yağa biraz kokusu ve rengi olsun diye yüzde 5 oranında sızma yağın katılmasıyla, riviera tipi zeytinyağının elde edildiğini anlatan Prof. Dr. Demirkol, “Riviera, sanıldığı gibi sızma ile ayçiçek yağının karışımı değil, yüzde yüz zeytinyağıdır. Bir zararı yoktur” diyor.

“Tereyağı hem en sağlıklı hem en sağlıksız yağdır”

Prof. Dr. Ahmet Aydın, “Tereyağı, iç yağı ve kuyruk yağı gibi hayvani yağlar (doymuş yağlar) ısıya oldukça dayanıklı mükemmel yağlardır” derken Prof. Dr. Demirkol da tereyağının sağlıklı olduğunu belirtiyor ancak şöyle bir uyarıda bulunuyor:

“Kırsal bir yerde bağlantınız varsa, orada hayvanın yüzde yüz ne yediğini, mera otuyla beslenip beslenmediğini biliyorsanız, tereyağından daha sağlıklı bir yağ yoktur. Ama siz hayvana ahırda pancar küspesi, kırık pirinç gibi nişastalı ürünleri yedirirseniz bütün hayvanlar şeker hastası olur. Nasıl bizim bu kadar şeker yemeye hazır genetik şifremiz yoksa ineğin de yoktur.

Dolayısıyla şeker hastası olan ineğin yağ bileşimi ister depo yağ ister süt yağ bileşimi olsun bozulur. Bozulmuş süt yağı bileşiminde dolayı biz bugün tereyağı yediğimiz için kalp hastası oluyoruz. Halbuki mera hayvanının sütünden üretilmiş bir tereyağında insanı hasta edecek hiçbir yağ asidi yok. Buna ulaşmanın yolunu bize devlet açmalı. Devlet mekanizması devreye girerek buna teşvik edebilir.”

Sahte tereyağını gerçeğinden nasıl ayırt edebiliriz?

Tereyağının margarin üzerine giydirilmiş piyasadaki sahtelerine dikkat edilmesi gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Ahmet Aydın, gerçek ile sahtesini ayırt etmek için şu bilgiyi veriyor:

“Sahte tereyağı dışarıda bırakıldığında geç erir, bıçakta fazla leke bırakır.”

Haz 012012
 

Süt içmeli mi içmemeli miyiz? Marketlerden aldığımız yoğurt sağlıklı mı? Uzmanlardan aldığımız süt ve yoğurt hakkında çarpıcı bilgiler blog.firsatsevdasi.com’da…

Süt ve elbette bir süt ürünü olan yoğurt sofralarımızın vazgeçilmezi. Daha doğrusu bugüne kadar öyleydi… Çünkü uzmanların görüşlerine bakılırsa ne içtiğimiz süt gerçek süt ne de yediğimiz yoğurt gerçek yoğurt… Peki, süt ve süt ürünlerini hayatımızdan tamamen çıkarmalı mıyız? Bu soruyu uzmanlara yönelttik.

blog.firsatsevdasi.com sayfaları için hazırladığımız “sağlıklı gıda” dosyasının üçüncü bölümünde “süt ve yoğurt” konusuna yer veriyoruz. Bakın, hekimler süt ve yoğurt hakkında hangi uyarılarda bulunuyor…

“Kanser artışının nedeni süt ve yoğurttaki bozulma”

Daha önce Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın piyasadaki sütlerde kanser riskini artıran antibiyotik kalıntısı ve aflatoksin M1 bulunduğunu açıklamasının ardından “Sağlıklı süt hangisi?” sorusunu yönelttiğimizde blog.firsatsevdasi.com’a sütteki asıl tehlikenin süt üreten hayvanlarda GDO’lu yem kullanılması olduğunu açıklayan Onkoloji Uzmanı Dr. Yavuz Dizdar, bu defa “Son 10 yılda kansere yakalanan kişi sayısında artış olması Türkiye’de süt ve yoğurt üretiminin bozulmasından ileri geliyor” iddiasında bulunuyor. Dr. Dizdar, yoğurttaki bozulmayı şöyle açıklıyor:

“Yoğurt alırken ekşiyebilen yoğurdu tercih etmek gerekir. Bu ekşime, yoğurdun doğal, antioksidan özelliği nedeniyle gerçekleşir. Piyasadaki yoğurtlarda bu özellik yok. Yoğurtlar, süt peltesine benzer şekilde üretiliyor. Bunun için ya mayanın genetiğiyle oynuyorlar ya da içine jelatin katıyorlar. Kaymaklı yoğurtlardaki gerçek kaymak değil, üzerine sonradan eklenen bir madde.”

Pastörize süt, uzun ömürlü süt ve çiğ süt arasındaki fark nedir?

“Taş Devri Diyeti”nin yaratıcısı, Çocuk Metabolizma ve Beslenme Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Aydın, bu farkı şöyle açıklıyor:

“Pastörizasyon, sütün yüksek sıcaklıkta kısa süre HTST denilen bir yöntem kullanılarak ya yaklaşık 70-75 derece sıcaklıkta 15 saniye ya da 90 derece sıcaklıkta 1 saniye bekletilmesi usulü ile uygulanan bir işlem. Pastörizasyonun başarılı olabilmesi için sütteki bütün enzimlerin tahrip olması şartı aranıyor. Kutu sütlerde ise çok daha yüksek ısıl işlem (UHT-Ultra High Temperature) kullanılıyor. UHT’li sütler 135-150 derece sıcaklıkta 2-4 saniye ısıtılıyor. Klasik kaynatmada ise çıkıla sıcaklık yavaş yavaş 95-100 derecedir. Genellikle bir taşım kaynatılır.”

Prof. Dr. Aydın, dayanıklılık süreleri arasındaki farkı da şöyle anlatıyor:
“UHT’li süt 4 ay bozulmadan kalabilirken, pastörize şişe süt 3 gün dayanıyor. Kaynatılan sütün dayanma süresi ise birkaç saatten fazla olmuyor.” Peki bu ne anlama geliyor? “Bütün ısıl işlemler hem hastalık yapan (patojen) hem de faydalı (probiyotik) mikropları öldürüyor. Üreticiler, sütteki faydalı bakterileri tahrip ettikleri için bunların ürettikleri enzim ve vitaminleri de tahrip ediyorlar. Yoğurdun raf ömrünü uzatmak için de faydalı mikropları (probiyotikleri) öldürüyorlar” diyor Prof. Dr. Aydın.

Uzun ömürlü süt ve yoğurt neden zararlı?

Aylarca bozulmadan pakette kalabilen süt ile ekşimeyen, uzun ömürlü yoğurdun vücutta yol açtığı hastalıkları Prof. Dr. Aydın şöyle sıralıyor:

“Bağırsaklarınızdaki mikropların görevlerinden biri K vitamini, biyotin, B12 vitamini ve niasin gibi çok önemli vitaminlerin sentezini yapmak. Eğer ekşimeyen yoğurtlar yerseniz bu vitaminlerin eksiklikleri oluşur, hele diğer tükettikleriniz de paketlenmiş gıdalarsa. Probiyotikten fakir gıdalarla beslendiğinizde bağırsağınızdaki zararlı mikroplar aşırı ürer. Teşhis edilmelerini kolaylaştıran bariz bir belirtiye neden olmadıkları için düşük zeminli kronik bir enfeksiyona yol açar. Sedef gibi birçok romatizmal hastalığın, otizm ve multipl skleroz gibi nöropsikiatrik hastalığın altında da bağırsak florasının yetersizliği yatar.”

Hangi sütü içmeli, hangi yoğurdu yemeliyiz?

Uzmanlar, tıpkı eskiden olduğu gibi yine açıkta satılan sütü alıp kaynattıktan sonra içmemizi ve ya ekşiyen doğal yoğurt almamızı ya da yoğurdumuzu da bu çiğ sütten kendimizin mayalamasını öneriyorlar.

Prof. Dr. Ahmet Aydın, eskiden günlük pastörize sütler ile de evde yoğurt mayalanabildiğini ancak günümüzde günlük sütlerin raf ömürlerinin 5 günden 10 güne çıkartılması sebebiyle yoğurt yapımında kullanılamayacağını belirtiyor.

Melike Tümer

May 312012
 

Yediklerimiz içtiklerimiz ne kadar sağlıklı? Sağlıklı gıdaya nasıl ulaşabiliriz? Bu sorulara yanıt ararken işe şekerden başlıyoruz. Uzmanlara yediğimiz şekerin vücudumuza ne gibi zararları dokunduğunu, sağlıklı şekeri nasıl ayırt edebileceğimizi sorduk.

Her ne kadar fast food tarzı yiyeceklerden uzak kalıp sağlıklı beslendiğimizi düşünüyor olsak da son zamanlarda yediğimiz içtiğimiz her şeyin güvenli, sağlıklı olduğundan şüphe duymaya başladık. Çünkü bugüne dek sağlıklı olduğunu bildiğimiz gıdalar hakkında bizim göremediğimiz, fark edemediğimiz üretme biçimleri nedeniyle sağlıksızlık fışkırdığı açıklanır oldu. Peki, neleri güvenle yiyebiliriz? Bazı yiyecekleri tamamen hayatımızdan çıkarmak mı gerekiyor? Sağlıklı zannettiğimiz gıdalar aslında bizi hasta mı ediyor? İşin aslını öğrenmek için bu konuda söz sahibi olan hekimlerle görüştük. blog.firsatsevdasi.com sayfaları için hazırladığımız “sağlıklı gıda” dosyasının ilk bölümünde “şeker” konusuna yer vermek istedik. Çünkü uzmanların görüşlerinden edindiğimiz bilgiye göre, yediğimiz gıdaların içinde bulunan şeker türü ve miktarı bizi sağlığı bozulmuş bir toplum olmaya götüren etkenlerin başında geliyor.

Ne kadar şeker tüketmeli?
Prof. Dr. Kenan Demirkol, şeker tüketimi konusunda dikkatli olmamız gerektiği uyarısını yaparken öncelikle şeker miktarını vurguluyor.

“Matematik hesabı yapmak zorundayız. Günde 30 grama kadar şeker yersek vücudumuza zarar vermez. Ancak bu şekerin çoğunu meyveden almalıyız. Çok aşeriyorsak yine 30 gramı geçmemek kaydıyla bunu baklavadan da çikolatadan da alabiliriz. Bir kutu meşrubat 35 gram şeker içeriyor. Bir kutu meşrubatı bile tamamen bitirmemiz mümkün değil” diyen Demirkol, Amerika’da şişmanlığın nedeninin aşırı meşrubat tüketimi olduğunu söylüyor.

ABD’deki okullarda en çok meşrubata karşı mücadele verildiğine dikkat çeken Demirkol, ülkemizde de günde 1-1,5 litre meşrubat tüketen gençler olduğunu belirterek, “Meyve suyunun 330 ml’sinde 35 gram olduğunu düşünürseniz, 1 litre meşrubatta 105 gram şeker var demektir. Bu, insan vücudunun asla tolere edemediği bir miktardır. Bu nedenle karın tipi şişmanlık, karaciğer yağlanması, şeker hastalığı, kalp hastalığı ortaya çıkıyor” diyor.

Esmer şeker mi beyaz şeker mi?
Prof. Dr. Kenan Demirkol, “Esmer şeker ile beyaz şeker arasında hiçbir fark yok. Bu tamamen bir ticari aldatmaca” diyerek nedenini şöyle açıklıyor:

“Şeker aslında doğal bir şeydir ve rengi beyaz değildir. Onu ne kadar rafine ederseniz rengi o kadar beyaz olur. Melası (fabrikasyon kademesinde atık olarak ele geçen kahverengimsi son şurup) üzerinden alındıkça şeker beyazlaşır. Esmer şekerde de melası üzerinde bırakılarak o renk elde edilir.”

Tüketilen şeker türünde sağlıklı olanı ararken şekerin esmer ya da beyaz olmasından ziyade, pancar şekeri mi yoksa mısırdan elde edilen nişasta bazlı şeker mi olduğuna bakmak gerektiğini söyleyerek, nedenini şöyle açıklıyor:

Nişasta bazlı şeker, pancar şekerine göre daha fazla şişmanlatır, karın ve karaciğer yağlanmasına yol açar. ABD’de 1970’li yıllardan beri bu şekerin kullanılmasından dolayı karaciğer yağlanması, ‘kriptojenik siroz’ vakalarında ve buna bağlı karaciğer kanseri vakalarında üç kat artış saptandı. Sadece daha pahalı olan pancar şekeri yerine gıdalarda mısır şekeri kullanıldığı için.”

Taş Devri Diyeti”nin yaratıcısı Prof. Dr. Ahmet Aydın da mısır şurubu kullanımının yaygınlaşmasını eleştirerek, “Ülkemizde son yıllarda mısır şurubu üreten fabrikalar kurulmaya başlandı. 2001 yılında çıkartılan Şeker Yasası ile mısır şurubu üretim kotası yüzde 10 olarak belirlendi, fakat daha sonra Bakanlar Kurulu kararıyla yüzde 15’e yükseltildi. Kota ABD’de yüzde 2, Almanya’da binde 8.9, Fransa’da ise binde 4.9” diyor.

Mısır şurubu neden zararlı?
Onkoloji Uzmanı Dr. Yavuz Dizdar mısır şurubunun zararlarını şöyle anlatıyor:
“Mısırdan elde edilen şurupta daha çok (glikozun dört misli) früktoz bulunuyor. Ülkemizde bütün meşrubat, bisküvi sanayiinde ve ucuz tatlı yapımında kullanılıyor. Früktoz insan metabolizması için uygun bir şeker türü değil! Şeker metabolizmasını düzenleyen insülin salgısını etkilemez, ‘doyum hissi’ oluşmadığından, bir yönden tüketimin artışına neden olurken, diğer yönden de sağlık açısından ciddi riskleri beraberinde getirir. Vücuda alınan früktoz hızla, bir yağ olan trigliseride çevrilir, iç organlarda ve yağ dokusunda depolanır. Mısır şurubundan elde edilen yüksek früktoz içerikli şeker, iç organlar ve karın içi yağlanmasının en önemli nedenlerinden biridir. Bu yağlanmanın ‘metabolik sendrom’ olarak bilinen tablonun oluşmasına ciddi katkısının bulunduğu kabul edilir. Buna bağlı olarak siroz, karaciğer kanseri, karaciğer ameliyatı ve nakli gereken hasta sayısı da artmaktadır. Nitekim şeker hastalığı ülkemizde son yıllarda ciddi bir artış gösterdi. Üstüne üstlük bugüne dek yapılan pek çok araştırma, doğalın dışına taşmış şeker metabolizmasının pankreas kanserine neden olduğunu gösterdi.”

Hangi gıdalarda mısır şekeri var? 
Uzmanlardan aldığımız bilgiye göre artık bisküvi, gazoz, çikolata, hazır kek, şekerleme, hazır çorba, dondurma, baklava gibi piyasadaki pek çok gıdada mısır şekeri kullanıldığını biliyoruz. Prof. Dr. Kenan Demirkol, birkaçı hariç çoğu meşrubat markasının ürünlerinde ve bazı çok beyaz ekmeklerde de bu şekerin kullanıldığını, sadece tam buğday ekmeği tüketilmesi gerektiğini söylüyor. “Ne yazık ki yasa gereği ürünlerde mısır şekerinin kullanılıp kullanılmadığını etiketlerden tam olarak anlayamıyoruz” diyen Demirkol, biz tüketicilere şu uyarıda bulunuyor:

“Yüzde 100 pancar şekeri kullanan üreticiler etiketlerine bu ibareyi koyuyorlar. Özellikle bu etiketi taşıyan ürünleri bulmaya özen gösterin. Cebinizdeki para ile hastalık satın almayın!