Eki 282015
 

Sağlıklı ve bakımlı saçlar elbette her kadının hayalidir. Nasıl sağlıklı saçlara sahip olabilirim dediğinizi duyar gibiyim :) Hadi Dermatoloji uzmanlarımızın tavsiyelerine bir göz atalım 😉

Kepeğin bulaşıcı veya ciddi bir hastalık olmadığını söyleyen Dermatoloji uzmanlarımız, konu ile ilgili bilgiler verdi. Saçla ilgili birçok hastalık vardır fakat doğrudan doğruya saçlara ait mikroplu bir takım hastalıklar olabildiği gibi, vücudun bütününü ilgilendiren birtakım hastalıklar da saçlar üzerinde zararlı etkiler yapabilir.

Saçları her gün yıkamak zararlı olmayabilir ancak her gün bol miktarda şampuan kullanmanın bazı zararları olabilir. Bunların başında saç derisinin kuruması, saçın nemini kaybetmesi ve kırılmaya yatkın hale gelmesi sayılabilir. Ancak bazı durumlarda, hava kirliliğinden, çalışılan ortamdan veya saçın cinsinden dolayı sık sık şampuanlamak gerekebilir. Bu gibi durumlarda bir kaç noktaya dikkat ederek saçınızın sık yıkamadan dolayı göreceği hasarı en aza indirebilirsiniz.
sac-003-0czmpmcadsw7
Su tüketiminizi arttırın! Az su içmek cildi kurutur ve işte bu nedenle su içmekle kepek arasında bir bağlantı kurulabilir. Yeterince su içmiyorsanız kepek sorunu yaşayabilirsiniz demektir. Az su içmek dışında stres ve kaygı da cilt sorunlarını daha da kötüleştiren faktörlerdir.
Kepek, bulaşıcı veya ciddi bir hastalık değildir. Fakat, kepeği önlemek için saç derisine gerekli bakımı yapmak gereklidir. Saçı şekillendirmek için kullanılan doğal olmayan saç şekillendiriciler saç derisinde alerjik tepkiye neden olabilir veya bu ürünlerin çok fazla kullanımı saç derisini tahriş edebilir. Ayrıca, sık aralıklarla fön çekme ve saçı şekillendirme saça zarar vermektedir. Sıcak uygulamalar sonucu saç var olan nemini ve esnekliğini kaybeder. Saçların hep toplanması sakıncalıdır. Saçlarınızı ara sıra serbest bırakarak hava almasını sağlamalısınız.

Beslenmeye dikkat edin. Protein, vitamin ve mineraller açısından zengin bir beslenme düzeni tercih edin. Aşırı miktarda zararlı kimyasal içeren şampuanlardan uzak durun. Saçlarınızı yıkarken tırnaklarınızla birlikte saç derinizi çok ovalarsanız saç deriniz kalkar ve kepek oluşumu görülür. Saçın hangi aralıklarla şampuanlandığı kadar, şampuanlarken saç derisine masaj yapılması ve ardından bol suyla saçta şampuan kalmayacak şekilde iyi bir durulama yapılması da ayrıca önemlidir.

sac(1)

Ağu 102015
 

Suyun vücudumuz için ne kadar önemli bir kaynak olduğunu bilmeyen yoktur fakat çoğumuzu hala yeterli su içmeyi günlük rutinimiz haline getirebilmiş değiliz.

Doktorlar günde 8 bardak su içmemiz gerektiğini sık sık tekrarlıyorlar. Bu da yaklaşık 2 litre su içmemiz gerektiği anlamına geliyor. Tabi ki bir seferde değil ölçülü bir şekilde güne yayarak.

İşte size yeterli su içmeyi günlük rutininiz haline getirmenize yardımcı olacak 7 öneri …

Keyifle okuyun efendim …

su3

 

 

1. Kilo vermenize yardımcı olur: Bir şeyler atıştırmak istediğinizde bir de su içmeyi deneyin. Bu sizi hem tok hissettirecek hem de metobolizmanızı hızlandırarak yediklerinizi daha hızlı yakmanızı sağlayacaktır.

su7

 

2. Sindiriminize yardımcı olur: Su içerek vücudunuzda bulunan toksinleri daha kolay atacak ve organlarınıza gerekli olan yardımı sağlayacaksınız. Onları fazla yormadan çalıştırmanın sizi daha dinç hissettirdiğini göreceksiniz.

su10

3. Mesane kanseri riskini azaltır: Araştırmalara göre idrara çıkma düzeni ile mesane kanseri arasında sıkı bir ilişki var. Buna göre ne kadar sık idrara çıkarsanız, mesanenizde kansorejen birikme oranı o kadar azalacak. Bilin bakalım bu idrar düzenini nasıl sağlayacaksınız. Tabi ki düzenli su içerek :)

su8

4. Beyin fonsyonlarını doğru çalıştırarak konsantrasyonunuzu artırır: Yeterli miktarda su içmediğinizde dehidrasyondan dolayı kan akışınız etkilenir, kendimizi bitkin hissederiz. Bu da beyin ve beden koordinasyonunuza negatif etkiler yaratır. Kuvvetli bir hafıza ve yüksek konsantrasyon için günlük ihtiyacınız olan suyu almanız şart. Ayrıca bilincinizi doğru kontrol edeceğinizden depresyon riskinizi de azaltacaktır.

su16

5.Kalp sağlınız için önemlidir: Vücudumuzun neredeyse %60 ı sudan oluşur. Kan akışının yegane düzenleyicilerinden su yeterli miktarlarda alındığında kan dolaşımınız düzene girecek ve olası kalp rahatsızlıklarına karşı direnç oluşturabileceksiniz.

su5

6. Cildinizin sağlık ve genç görünmesini sağlar: İltihaplanma vücudumuzda biriken toksinlerin bir araya gelmesi ile oluşur. Bol su içerek bu toksinlerden kurtulur ve çevresel faktörlerden oluşan bu toksinleri kolayca vücudunuzdan atabilirsiniz. Ayrıca hücre yenilenmesinin olmazsa olmazı suyu yeterli miktarda tüketerek kırışıklıklarınıza da dur diyebilirsiniz:)

su4

7. Vücut ağrılarınızın azalmasına yardım eder: Yeterli miktarda su ile kaslarınız daha doğru çalışacaktır. Böylelikle sebebini bilmediğiniz vücut ağrılarınızla vedalaşabileceksiniz. Bunlardan en önemlisi tabi ki baş ağrılarımızdan kurtulmak olacak.

 

su12


Haz 222015
 

 

Tatil fotoğraflarının bolca paylaşıldığı bugünler yazın geldiğinin ve tatil planlarının başlaması gerektiğinin büyük işaretlerinden. Yıl boyunca özlemi duyulan tatilinize hazırlık yaparken, plaj modasının olmazsa olmazı plaj çantaları ile alakalı bir seçkiyi sizin için derledik.

Plajlarda da tarzınızı ortaya koymanıza yardımcı olacak çantanızı özenle seçmeniz için işte size birkaç öneri…

 

Neon Renkler…

Bu yılın plaj modası mayo, bikini ve plaj kıyafetlerinde olduğu gibi, çantalarda da bolca neon renk kullanımına yer veriyor. Siz de bu parçalardan birine sahipseniz, şıklığınızı neon renklerdeki plaj çantalarınız ile tamamlayabilirsiniz.

 

95b66f48ae3f2a169c834bc4b1443ce7

Tropikal Desenler…

Bu yıl plaj modasında geçtiğimiz yıllara nazaran oldukça renkli tasarımlar bizleri bekliyor. Tropikal desenlerin kullanıldığı, bizi o iklimlere götüren çanta tasarımları da bunlardan biri. Sizde plajlarda egzotik bir hava estirmek isteyenlerdenseniz tercihinizi tropikal desenli çantalardan yana kullanabilirsiniz.
images (6)             indir (1)

 

 

 

 

 

 

Denizcilik Teması Klasiği…

Eğer tatil denince aklına mavi beyaz tekneler, ufak balıkçılar ve mavi ile sıcak kumların uyumu geliyorsa denizcilik teması ile vurgulanan plaj çantaları tatil ruhunu tamamlayacak parçalar olarak sizi bekliyor.

111

 

Palmiye Desenleri…

Aslında tropikal desenler içerisinde sayabileceğimiz fakat bu yıl trendler içerisinde bir çok kategoride ayrı olarak sınıflandırılmış palmiye desenleri bu yaz çokça karşımıza çıkıyor. Yeşil dışında farklı renk anlatımları ile de kullanılan desenler, palmiye deseni ile bolca göreceğiniz mayo ya da bikinileriniz ile mükemmel bir uyum içerisinde olacak.

 

indir (4)images (3)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Hasır Çanta Klasiği…

Yılların eskitemediği yaz klasiğidir, hasır plaj çantaları. Biraz nostalji, biraz da doğallık diyenlerdenseniz, bu yaz size eşlik edecek hasır çantalarınız sizi bekliyor.

MayYSol89.58

 

indir (5)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Plaj çantaları plajlarda tarzınıza eşlik ederken, bir yandan da plajın olmazsa olmaz gereksinimlerine de ev sahipliği ederler. Plaj havlunuz, güneş gözlüğünüz, plaj kıyafetleriniz ve tatil kitabınız için uygun boyutlarda çantalar seçmeniz size pratiklik sağlayacaktır. Özellikle eşinizin ve çocuğunuzun ihtiyaçları da bu listeye eklenince oldukça geniş bir çantaya ihtiyacınız olduğunu göreceksiniz.

Bayanların organizasyon gücü, maalesef erkekleri bu konuda biraz geride bırakıyor. Belki de özellikle bu görevi size bırakıyorlardır kim bilir :) Sonuç olarak,  çantanızın boyutunun uygunluğu en az modeli kadar önem taşıyor.

Unutmayın rahatlığınız sizin en büyük tarzınız. Biz de size sadece 2015 yazının ufak trend önerilerinde bulunduk.

Sağlıklı yaşayın, gülümsemeyi unutmayın.

İyi tatiller…

 

 

 

Mar 032013
 

huzursuz bacak sendromu tedavisi…

HBS Tedavisi, Huzursuz Bacak Sendromu Bitkisel Tedavisi…

HBS tedavisinde yaklaşım nasıl olmalıdır? HBS’nin tipine göre karar vermek uygun olur…

1. Ara sıra çıkan (intermitan) tipte, devamlı tedavi ge­rekmez. Belirtilerin çıktığı gün ve günlerde ilaçsız (non-farmakolojik) yaklaşımlar yeterli olabilir.

Bunlar;
a) içiyorsa, sigara, kahve ve alkolü kesme,
b) başka nedenlerle kullandığı ilaçları gözden geçirmey­le başlar.

Şöyle ki; depresyona karşı (antidepresif), nöroleptik ilaçlar, methoclopamid tipi bulantı-kusmaya karşı kullanı­lanlar sedatif veya kalsiyum kanal blokeri gibi kalp-tansi-yon ilaçları, sara tedavisinde kullanılan Fenitoin, kan yağ­larını düşüren ilaç varsa hekimine sorularak azaltılmalı ve­ya gerektiğinde kesilmelidir.
c) Kendini uyanık tutma -mental aktiviteyi artırma- vi­deo oyunları, bilmece çözme vb.
d) Kan serumu ferritin düzeyi düşükse demir ve gereki­yorsa B12 vitamini tedavisine başlama,
e) Uyku hijyeni kurallarına uymak.

Yukarıdaki önlemler yetersiz kalırsa, belirtilerin her gün geldiği hastalardaki gibi ilaç tedavileri de denenebilir.

2. Her gün gelen tip: İlaçsız tedavilere ek olarak, L-do-pa + Benserazide veya Carbidopa-Levodopa 125 mg. ile başlanır. Gerekirse bunların uzun etkili olanları kullanıla­bileceği gibi dopamin agonistleri (Pramipexole, Ropinero-le vb.) veya gerekirse opioidler (morfin cinsi ilaçlar) da de­nenebilir.

İlaçlar gece yatmadan bir saat önce tek başına alınma­lı, en düşük dozla başlamalı, o doz yetersiz kalırsa miktar yavaş yavaş artırılmalıdır. Dozdaki değişmeler üç-yedi gün aralarla denenebilir. Sakinleştirici etkisi varsa, o ilacın do­zu azaltılmalıdır.

3. Tedaviye yanıt vermeyen dirençli tipler: Bunlar, kul­lanılan dopaminerjik ilacın dozu yeterli olduğu halde ve doz artırılırsa, ilaca bağlı yan etki çıkan olgulardır. Yapıla­cak şey, kullanılan dopaminerjik ilacın dozunu azaltıp ya­nına yeni bir dopamin agonisti ilaç ekleme denemesidir.

Değişik ilaç kombinasyonları L-dopa + Gabapentin ve­ya ikincisi yerine Opioid veya Benzodiyazepin birlikte ve­rilebilir.

HBS’de ilaçsız tedavilerden neyi anlıyoruz? HBS’li hastaların çoğu yaşlı olduğundan ilaçların yan etkileri göz önüne alındığında arasıra gelen veya hafif şid­detteki hastalarda ilaçsız (non-farmakolojik) yaklaşımları denemek uygun olur. Şiddetli HBS olgularında ilaçsız te­daviler yarar sağlamaz.

1. Yatmadan önce kol ve bacakları germe ve fizik akti-vite faydalı olabilir. Hafif veya orta derecede egzersiz belir­tileri hafifletir. Ağır egzersizler ise semptomları artırır.

2. Bacaklara masaj yapmak denenebilir.

3. Yatmadan önce ılık veya sıcak banyo yararlı olabilir.

4. Mental aktiviteyi artırma, video oyunları oynamak, kompütür programlama, resim, örgü-nakış yapma ve aktif tartışmalara katılma faydalı olabilir. Bunların etkisi kişiyi uyanık tutma yoluyladır.

5. Dondurma ve unlu gıdaları mümkünse yememe (ilaçların etkisini azaltabilir).

6. Sedanter hayattan (uzun süreli oturma, hareketsiz kalmaya dayalı yaşam) sakınmak. Seyahatleri sabahsaat­lerine denk getirmek uygundur. Menstürasyon dönemle­rinde hareketsiz kalmaktan sakınmalıdır.

7. Cinsel ilişki ve orgazmın uyku sağlama açısından iyi geldiğine dair bireysel hikayeler mevcuttur.

8. EEG alfa aktivitesi eğitimi (alpha training), hasta eğitimle (telkin) kendi alfa aktivitesini, semptomlarını dü­zeltecek, şiddetlenmesini önleyecek frekans, amplitüd ve miktar yönünden ayarlamayı öğrenebilir. Kendine uygun alfa aktivitesine ulaşmayı içten isterse varabilir. Bu eğiti­min amacı, kişinin iç inhibisyonunu kendi gayretiyle geliş­tirmeyi öğrenmesidir. Yoga, meditasyon ve hipnozda da amaç aynıdır. İç inhibisyonu (kendi kontrol mekanizması­nı geliştirmek) o kişi için bir yetenektir. Zihinsel aktiviteyi artırarak uyanık halde kalmanın altında yatan ana fikir bu olup, uygun EEG alfa ritmini yakalamaktır. Kişi bu eğitimde işe yarayacak uyaranlara kendini bırakıp, yara­mayacak olanlara kapılarını kapatmasını öğrenir. Kronik ve şiddetli HBS olgularda bu yöntem etkili olmayabilir.

9. Bacaklara dışarıdan karşı pulsasyon uygulamak. En-henced External Counter Pulsation (EECP) tedavisi: Bu tedavi, koroner şikâyetleri olup, ameliyat edilemeyen kalp hastalarında, bacaklara kalçaları da içine alan bir manşon (tansiyon aleti manşona benzer) aracılığıyla kalp ritmiyle uyumlu pulsasyonların (basınç) uygulanmasıdır. Yaşlı ko­roner hastaları içinde tesadüfen HBS’si de olanlar bu tedaviden ortalama otuz bir gün sonra belirtilerinde düzelme göstermişlerdir. HBS’nin “damarsal tedavisi” adı da veri­len bu yöntemde iyi etki geç çıkmaktadır. Muhtemel etki mekanizmasının bacaklar yoluyla gönderilen pulsasyonların, bacak damarlarının kaslarına otonom sempatik sinir sistemi akışında HBS’deki muhtemel artmayı frenleme yo­luyla olması düşünülebilir.

Eki 212012
 

Millet olarak en çok kolesterolümüzün yüksekliğinden şikayetçiyiz. Kolesterolü düşük tutmanın yolu ise bilinçli bir diyetten geçiyor.

Yapılan araştırmalar gösteriyor ki kolesterol düşürücü diyet ve sağlıklı yaşam biçiminin benimsenmesi, kalp ve damar hastalıklarının görülme oranını belirgin oranda azaltıyor. Bu yüzden kalp sağlığımız için, beslenmemizde yağ tüketimine ve kolesterol içeren besinlerin tüketimine özen göstermemiz gerekiyor.

Peki bu kadar önemli olan kolesterol ne ve kalp sağlığımızı nasıl etkiliyor?

Sorumuzu Acıbadem Hastanesi Kadıköy Beslenme ve Diyet Uzmanı Şengül Sangu yanıtlıyor: “Kolesterol, hayvansal kaynaklı besinlerde ve tüm hücrelerde bulunan mum yapısında yağa benzer bir madde. Kolesterol hepimizin vücudunda bulunur. Hem vücudumuzda üretilir hem de dışardan hayvansal besinlerle alınır.”

Acıbadem Hastanesi Bakırköy Beslenme ve Diyet Uzmanı ise “Kolesterol, vücudumuza LDL olarak bildiğimiz düşük dansiteli lipoproteinler ile taşınır. LDL kolesterolden en zengin lipoproteindir ve kötü kolesterol olarak bilinir. Normalde dokulara hücre zarı yapımı için gerekli kolesterolü taşır fakat fazlası damar duvarlarında kolesterol birikmesine neden olur.

Bu da kalp hastalıkları riskleri açısından önemlidir. Kolesterol ayrıca vücudumuzda HDL olarak bildiğimiz yüksek dansiteli lipoproteinler ile taşınır. Bu, iyi kolesterol olarak bilinir. HDL dokularda biriken kolesterolü toplayarak parçalanmak üzere karaciğere taşır.

Bu sebeple LDL kolesterolün düşürülüp HDL kolesterolünün artırılması kolesterol düşürücü diyette hedef alınmaktadır” diye yanıtlıyor sorumuzu.

Doğru Bilinen Yanlışlar Nelerdir?

Kolesterolünü düşürerek kalp sağlığını korumayı kim istemez ki? Bu konuda çevremizden de bir sürü şey duyuyoruz. Ancak kulaktan dolma bu bilgiler bizi bazen yanlış yöne sürükleyebilir. Konuyla ilgili doğru bilinen yanlışları Beslenme ve Diyet uzmanı Şengül Sangu şöyle sıralıyor:

Zeytinyağı kolesterolü düşürdüğü için sınırsız olarak tüketilmesinde sakınca yoktur.

Günlük alınan enerjinin yüzde 25-30’ u yağlardan gelmeli. Bu yağların da yaklaşık yüzde 7-10‘u doymuş, yüzde 10’u tekli doymamış, yüzde 10-15‘i çoklu doymamış yağ asitlerinden karşılanmalı. Zeytinyağı tekli doymamış yağ asiti olduğu için mutlaka diyette yer verilmeli fakat çoklu doymamış yağ asitlerini unutmamak kaydıyla! Zaten hayvansal kaynaklı besinlerden doymuş yağı alınıyor. Bunun dışında günlük yağ gereksinimi için zeytinyağı (yerine fındık yağı) ile birlikte mısırözü yağını (veya yerine soya veya ayçiçek yağı) eşit oranda karıştırıp yemeklerde ve salatalarda bu yağ karışımı kullanılmalı.

Fındık, ceviz ve badem kolesterolü düşürür. Her gün 1 avuç yenmeli.

Fındık, ceviz, badem gibi yağlı tohumlar kalp sağlığı açısından değerli yağ asitlerine sahip olduğundan beslenmede yer verilmeli. Ancak yağlı tohumların yağ içeriğinin yüksek olması nedeniyle fazla miktarlarda tüketilmesi kan kolesterol oranını düşürmüyor. Günlük 6-8 adet fındık veya 2 adet ceviz yeterli.

Süt, yoğurt ve peynir gibi hayvansal kaynaklı besinler hiç tüketilmemeli.

Süt ve süt ürünleri sağlık açısından diğer besin gruplarından farklı olarak tüm besin öğelerini içeriyor. Bu sebeple doymuş yağ oranı yüksek bu besinlere mutlaka günlük beslenmede sınırlı olarak yer verilmeli. Bu besinlerdeki görünmeyen doymuş yağları azaltmak için süt, peynir ve yoğurdu az yağlı veya yağsız olarak tercih edilmeli.

Kırmızı et kesinlikle yenmemeli. Beyaz et istenildiği kadar tüketilmeli.

Tavuk ve balık da kırmızı et gibi hayvansal gıdalar kapsamına giriyor. Bu grup besinler belirli miktarlarda kolesterol içeriyorlar. Bu nedenle hiç bir hayvansal besin sınırsız yenilemez. Önemli olan bu besinlerin yenilme sıklığı ve miktarı. Yağsız kırmızı et haftada 1-2 kez olmak üzere ortalama 100 gr kadar tüketilmeli.

Yumurta kesinlikle tüketilmemeli.

Bir büyük yumurta 213-220 mg kolesterol içeriyor. Haftada 1-2 kez haşlanmış 1 yumurtanın 1 kibrit kutusu beyaz peynir yerine yenmesi yararlı kabul ediliyor. Yumurtayı haşlanmış, yağsız tavada omlet veya bol sebzeli menemen şeklinde tercih edilebilir. Dikkat etmeniz gereken o hafta başka besinlerin içerisinde yumurta almamak!

Eki 212012
 

Her ailenin çocuk hayali vardır. Gebelik ve sonrası anne için zorlu bir süreçtir ve bu dönemde alınan kilolar bayanların korkulu rüyasıdır. Bir çok bayan kilo sebebiyle çocuk sahibi olmayı istememektedir. Oysaki düzenli yaşam ve egzersizlerle bu süreci çok daha rahat atlatabilirsiniz…

Kadınların en çok merak ettiği konulardan biri de doğum sonrası diyettir. Diyet ne zaman yapılmalı? Diyetin bebeğe zararı var mı? gibi sorular uzadıkça uzar. Peki fazla kilolardan kurtulmak için nasıl bir yol izlemeli?

Doğum sonrasında anneler sütü fazla olsun diye fazla yemek yerler. Bu yemekler bir kalori açısından yüksekse kilo almak kaçınılmaz olur. Oysaki fazla yemek doğru değildir. Önemli olan yeteri miktarda yemek ve süt yapıcı doğal besinleri ile bitki çaylarıyla süt miktarını arttırmaktır. Örnek verecek olursak lohusalara bol bol tatlı yedirirler ki sütü olsun . Bu durum süt miktarını arttırır ama kilo da aldırır. Size tavsiyemiz düzenli beslenmeyi ihmal etmemeniz. Ve süt yapıcı besinler tüketmeniz.

Doğumun ilk altı ayında kesinlikle diyet yapmamanızı öneriyoruz. Dengeli beslenip kilo almamaya dikkat edin. 6 aydan sonra ise kademeli olarak diyete başlayabilirsiniz. Doğum sonrasında spor yapmayı da ertelemelisiniz. Ağır sporlardan ilk 6 ayda kesinlikle kaçının. Ama hafif egzersizler ve yürüyüş yapabilirsiniz. Sevindirici olan şey ise ne kadar emzirirseniz o kadar çok kalori yakarsınız.

Haz 262012
 

Kalp krizi geçirene ne yapılmalı, Kalk krizi durumunda yapılması gerekenler nelerdir. Yaz mevsiminin gelmesiyle birlikte kalp krizi vakarları artış gösterdi. Bu yazı dizimizde insanları bilinçlendirmek adına kalp krizi vakalarında neler yapılması gerektiğine dair bilgileri sizlerle paylaşacağız. Hayati önem arz eden bu bilgileri dikkate almanızda fayda var. Her an yakınlarınızda olan biri kalp krizi geçirebilir. Gelin kalp krizi geçirene neler yapılmalıymış bir göz atalım.

Kalp Krizi Durumunda Yapılması Gerekenler

– Oturmalı ya da uzanmalı.
– Giysilerini gevşetmeli.
– Paniğe kapılmaktan kaçınmalı.
– Hemen bir sağlık kuruluşuna (tercihen 112 aracılığı ile) ulaşmalı.

Kalp Krizi Geçiren Hastaya Şunları Yapmayın

– Kriz geçiren hastaya sıvı vermeyin.
– Hastayı telaşlandırmaktan kaçının.
– Bilinci tamamen kapalı ve Aspirin alerjisi var ise Aspirin çiğnetmeyin.
– Hareket ettirmeyin.
– İlkyardım eğitimi almamışsanız, kalp masajı gibi müdahalelerden kaçının.
– Tansiyonu düşük, göz kararması ve bayılma hissi olan hastalara dilaltı hapı vermeyin.

Haz 212012
 


Diş sağlığında tüm bildiğimiz ezberler bozuluyor mu? “Her yemekten sonra diş fırçalanmalı” diye ezberletilen bilgi, aslında dişleri kötü mü etkiliyor? Uzmanlar; dişlerin ne zaman fırçalanması gerektiğiyle ilgili görüşlerini paylaştı

Amerikan Diş Hekimliği Akademisi Başkanı Howard R. Gamble; yemeklerin hemen ardından diş fırçalamanın tehlikelerine karşı uyardı. Araştırmalara göre; asitli yiyecek ve içecekleri tükettikten sonra dişleri fırçalamak, yarardan çok zarar getiriyor. Gamble “Asit, diş minelerine zarar verir. Hemen dişleri fırçalamak, asidi diş minesine doğru, daha da derine itmek anlamına gelir” dedi. Asitli gıdalardan sonra; ağzın suyla çalkalanmasını ve dişlerin 30 dakika sonra fırçalanmasını önerdi. Türk diş hekimleri de dişlerin doğru fırçalanmasıyla ilgili görüşlerini paylaştı.

Limon suyu ve portakal suyu gibi asit düzeyi yüksek gıda ve içeceklerin tüketimi, asit düzeyini artırır. Bu da diş minesinin yüzeyinde yumuşamaya neden olabilir. Bu yüzden, özellikle bu tür içecek ve yiyeceklerin tüketiminden 30-40 dakika sonra dişlerin fırçalanması gerekir.

Dişlerimizi günde iki kere fırçalamalıyız. (Tercihen sabah ve yatmadan.) Fırçalama esnasında her iki çene ayrı ayrı fırçalanmalıdır. Çenenin bir ucundan, diğer ucuna; tüm diş yüzeyleri içeriden ve dışarıdan temizlenmelidir.

İdeal fırçalama süresi yaklaşık iki-üç dakika olmalıdır. Öte yandan dişlerin ara yüzlerinin temizlenebilmesi için, günde bir kez diş ipi kullanılması da şarttır

 

May 312012
 

Saç dökülmesine önlemek ve kontrol altında almak, saçta hacim ve canlandırma kazandırmak için saçlı deri bölgesine uygulanan tedavi şekline saç mezoterapisi denilir.

Saç dökülmesi, saçların zayıflaması ve cansızlaşması gibi durumlarda uygulanabilen bir yöntem. Bu yöntemde çok ince uçlu bir iğne ile saçlı deri kıl köklerine besleyen, ilaçlar, vitamin ve mineraller direkt kıl köklerin olduğu bölgeye enjekte edilir, saçlı deride kan dolaşımını artması nedeni ile saçların dökülmesini azaltır, saçlar parlaklık ve canlılık kazanır, seans sayısı problemin yoğunluğuna göre değişmekle birlikte ortalama 5-10 dur, haftada bir şeklinde uygulanır ve ortalama 15 dakika sürer, iğneler son derce ince üçlü olduğundan kesinlikle ağrı, acı yapmaz.

Saç mezoterapisi nasıl uygulanır? Kaç seanstır?

Saç mezoterapisinde çok ince uçlu bir iğne ile küçük mikroenjeksiyonlar halinde saçlı deri bölgesine ilaç enjekte ediliyor, bu karışımlar kişiye özel olarak hazırlanır ve bölgesel olarak tatbik edilir. Problemin yoğunluğuna göre haftada bir ortalama 5-10 kez ve sonraki seanslar 15 günde bir ve ayda bir uygulanır. Saçta toparlama ve hacım görmek için en az 2-3 ay sabır göstermek ve tedaviye devam etmek gerekir.

Alopesi ne anlamında geliyor?

Normal bir erişkinde tahminen toplam saç sayısı 150000-170000 arasıdır. Günde 50-100 tane saç telinin dökülmesi normal sayılır, aslında saç döküldüğünde sadece gövdeden kopma olur, saç kökü yani follikul yerinde kalır, bu süre ortalama 6-8 sene sürer. İnsan hayatı süresince ortalama 12 kez saç kökünden yeni saç çıkar. Androgenetik tıp saç kayıplarında ise follikül sayısında azalmasından ziyade kıl kökünde bir küçülme ve kıl dökülme sıklusunda bir hızlanma meydana geliyor.

May 222012
 

Sağlıklı uykunun ilk kuralı sağlıklı bir burundur
Burunun görevi sadece havanın akciğerlere gönderilmesi değil, aynı zamanda akciğerlere sunulan havanın belli bir kalitede olmasını sağlamaktır.Hava burundan geçerken süzülür ve temizlenir, ayrıca burun içindeki burun etleri havayı ısıtır 36 dereceye getirir,dışarıdaki hava kuru bile olsa burundan geçetiğinde neme %100 doymuş olur. Bunların yanında koku almamızı sağlar ve sesimizin bize özgü olmasını sağlar. Burun tıkanıklığı yaşayan hastalarım bana, en sık gece yatttıktan sonra kaliteli bir uyku uyuyamadıklarını, ağız solunumu yapmak zorunda kaldıkları için sabahları ağız kuruluğu yaşadıklarını belirtmekler. Bu durumda sağlıklı uykunun da ilk kuralı sağlıklı bir burundur diyebilirz.

Burun tıkanıklığı ses kalitesini de etkiliyor
Yine ağızdan nefes almanın bir sonucu olarak damak ve yutak bölgeleri devamlı kuru olduğundan, bu kişilerin grip ve üst solunum yolu enfeksiyonları daha ağır ve uzun sürmektedir. Bu durum hastanın hayat kalitesini ve iş konsantrasyonunu bozmaktadır.

Burun tıkanıklığı olan hastanın konuşması da etkilenir. Burun tıkanıklığı olan hasta uzun bir konuşma yapması gerektiğinde veya bir sunum yapması gerektiğinde ağzından hem konuşup hem de sık sık hava aldığı için rahat konuşamaz , bu durum sık ve derin iç çekmeler yüzünden baş dönmesine sebebiyet verebilir. Bu durum kişinin prezentabilitesini de çok ciddi olarak etkilemektedir. Burundan konuşan sık sık derin derin iç çekerek konuşan bir yöneticinin karizmasının kesinlikle yeterli olmayacağı görüşündeyim.

Yorgunluğun nedeni burun tıkanıklığı olabilir
Burun tıkanıklığı kronikleştiğinde vücut bir müddet sonra bundan etkilenecek ve efor kapasitesi düşecektir.Bu durum kişinin spor yapmasını ve seks hayatını kesinlikle negatif olarak etkilemekte ,gün içi aktivitelerde de performans düşüklüğüne neden olmaktadır. Sonuç olarak hem kaliteli bir uyku için, hem sağlıklı ve keyif alınacak bir hayat için, hem de kaliteli ve karizmatik bir konuşma için önce nefesönce açık bir burun diyoruz.