Mar 102013
 

Türkiye’de kadınlar kalbinden dertli

Avrupa’da kalp ve damar hastalıkları ile koroner kalp hastalıklarından kaynaklanan ölüm oranlarında Türk kadınları ilk sırada yer alıyor

Kocaeli Üniversitesi (KOÜ) Kardiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Dilek Ural, Türk kadınlarında kalp ve damarhastalıklarından ölüm oranının gelişmiş ülkelere göre çok daha yüksek olduğuna dikkati çekerek “Avrupa’da kalp ve damar hastalıkları ile koroner kalp hastalıklarından kaynaklanan ölüm oranlarında Türk kadınları ilk sırada yer alıyor. Ayrıca bu, yaşıtların ve hemcinslerinden ortalama 8-10 yıl daha erken gerçekleşiyor” dedi.

Ural, bunun en önemli nedeninin, kalp ve damar hastalıklarına yol açan risk faktörlerinden hipertansiyon, kolesterol yüksekliği ve sigaradan ziyade özellikle kilo fazlalığı ve diyabet riskinin fazlalığına bağlı olduğunu anlattı.

Türkiye’de diyabet sıklığının yüzde 14’leri bulduğunu, bunun da çok ciddi bir oran olduğunu vurgulayan Ural, “Özellikle Kocaeli ve bölgesinde yapılan çalışmalarda, erişkinlerin yüzde 50’sinde, ’şişmanlık’ dediğimiz derecede kilo fazlalığının olduğunu görüyoruz. Sadece yüzde 18 civarında az bir grup gerçekten normal kilolu” diye konuştu.

Ural, buradaki en büyük sıkıntının, kadınların evlilikle beraber daha hareketsiz bir hayata girmeleri ve hamilelikte aldıkları kiloları doğumdan sonra verememelerinden kaynaklandığına dikkati çekerek, “Yine en önemli sorunlardan bir tanesi, yanlış beslenme ve egzersiz eksikliği. Bunlar arasında en zor mücadele edileni egzersiz eksikliği” ifadelerini kullandı.

‘EGZERSİZ YAŞAM TARZI OLMALI’

Prof. Dr. Ural, Türk toplumunda kalp ve damar hastalıklarını önlemenin en önemli yönteminin, egzersiz ve doğru beslenme alışkanları edinmek olduğunu vurgulayarak, şunları kaydetti:

“Erkeklerimizden farklı olarak, kadınlarımız arasında sigara alışkanlığı çok yüksek değil. Özellikle Sağlık Bakanlığı’nın sigara ile mücadelede yürüttüğü başarılı kampanyalar sonrasında gerçekten önemli ölçüde kalp ve damar hastalığı risk faktörünü çok ciddi oranda azaltmayı başarabildik. Şu anda bakanlığın da üzerinde en çok durduğu konu, obezite ve kilo fazlalığı. Bu son derece doğru bir hedef. Çünkü şu anda sağlığımızı en fazla tehdit eden durum bu.”

Eki 212012
 

Her ailenin çocuk hayali vardır. Gebelik ve sonrası anne için zorlu bir süreçtir ve bu dönemde alınan kilolar bayanların korkulu rüyasıdır. Bir çok bayan kilo sebebiyle çocuk sahibi olmayı istememektedir. Oysaki düzenli yaşam ve egzersizlerle bu süreci çok daha rahat atlatabilirsiniz…

Kadınların en çok merak ettiği konulardan biri de doğum sonrası diyettir. Diyet ne zaman yapılmalı? Diyetin bebeğe zararı var mı? gibi sorular uzadıkça uzar. Peki fazla kilolardan kurtulmak için nasıl bir yol izlemeli?

Doğum sonrasında anneler sütü fazla olsun diye fazla yemek yerler. Bu yemekler bir kalori açısından yüksekse kilo almak kaçınılmaz olur. Oysaki fazla yemek doğru değildir. Önemli olan yeteri miktarda yemek ve süt yapıcı doğal besinleri ile bitki çaylarıyla süt miktarını arttırmaktır. Örnek verecek olursak lohusalara bol bol tatlı yedirirler ki sütü olsun . Bu durum süt miktarını arttırır ama kilo da aldırır. Size tavsiyemiz düzenli beslenmeyi ihmal etmemeniz. Ve süt yapıcı besinler tüketmeniz.

Doğumun ilk altı ayında kesinlikle diyet yapmamanızı öneriyoruz. Dengeli beslenip kilo almamaya dikkat edin. 6 aydan sonra ise kademeli olarak diyete başlayabilirsiniz. Doğum sonrasında spor yapmayı da ertelemelisiniz. Ağır sporlardan ilk 6 ayda kesinlikle kaçının. Ama hafif egzersizler ve yürüyüş yapabilirsiniz. Sevindirici olan şey ise ne kadar emzirirseniz o kadar çok kalori yakarsınız.

Haz 272012
 

Tüp bebekte artık embriyolar “Embriyoscope” adlı cihazla takip ediliyor ve tutunma şansı en yüksek olan embriyo tespit ediliyor.

Embriyoya kameralı takip hamilelik şansını artırıyor
Tüp bebek tedavisinde başarı için kaliteli embriyo seçimi çok önemlidir. Teknoloji geliştikçe çocuk sahibi olmak isteyen ailelerin de şansı her geçen gün artıyor. Bahçeci Fulya Tüp Bebek Merkezi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Bahçeci, “Embriyolar eskiden 5 dakika incelendikten sonra anne adayının rahmine transfer edilirken, bir yılı aşkın süredir ‘Embriyoscope’ adı verilen cihazın içinde 5 güne kadar videoya kaydediliyor. Bu işlem de hamilelik şansını artırıyor, çünkü bize embriyonun gelişimini adım adım izleme, sonra seçim yapma imkanını sunuyor. Böylece tutunma şansı en yüksek olan embriyo tespit ediliyor” dedi.

Kaç tüp bebek denemesi sonrası umutlar kesilmeli?
En sık tüp bebek başvurusu “açıklanamayan kısırlık” olarak tanımlanan, araştırmalarda herhangi bir sorun bulunmayan ve tüp bebek öncesi tedavilere yanıt vermeyen çiftler tarafından yapılıyor.

Prof. Dr. Bahçeci tüp bebek tedavisindeki başarı kriterleri hakkında şunları söyledi: “En az üç kez deneyip başarısız sonuç alan çiftlerde sonraki tüp bebek uygulamaları maalesef gebelik elde etme oranını çok artırmıyor. Preimplantasyon Genetik Tanı (embriyo transferi öncesi genetik araştırma), ko-kültür (laboratuvar ortamında suni ana rahmi oluşturulması), sperm seçim yöntemlerinin değiştirilmesi gibi ek uygulamalar yapılıyor. Ancak bu yöntemlerin de başarıyı anlamlı oranda artırdığına dair yeterli kanıtımız yok. Şahsi tecrübelerime göre; bu hastalarda eğer embriyo blasyosist dönemine ulaşmıyorsa transfer yapılmamalı. Böylece hastanın transfer sonrası boşuna büyük ümitlerle beklemesinin önüne geçilmiş olur.”

Blastosist transferi nedir, ne zaman gereklidir?
“Embriyolar beşinci günden itibaren iki ayrı hücre tipine ayrılarak aralarında bir sıvı biriktirirler. Bu embriyolara ‘Blastosist’ denir. Ne yazık ki her embriyo bu aşamaya kadar gelişimini devam ettirmez, daha erken bir dönemde gelişimini durdurur. Embriyoların ilerlemelerine devam etmeleri, onların rahime tutunma olasılıklarının artmasıyla ilişkilidir. Bu nedenle blastosist evresine ulaşmış embriyoların transfer edilmesi, gebelik şansını artırır.

Embriyo, bir yumurta ile bir spermin birleşmesiyle oluşur. Eğer yumurta ve sperm kalitesi fazla düşük değilse embriyo, gelişimine devam eder. Vücut savunma mekanizması, düşük kaliteli hücrelerin birleşmesinden oluşan embriyoların gelişimini daha erken bir dönemde durdurur. Araştırmalar, blastosist evresine ulaşmış embriyoların bir bölümünü dahi gebelik oluşumuna ya da gebeliğin devamına izin vermeyecek kadar düşük kaliteli hücreler içerdiğini gösteriyor. Ancak bu oran erken dönemde gelişimini durduranlara oranla çok daha düşük.

Sonuç olarak hastaya blastosist transfer etmek gebelik şansını artırmak anlamına geliyor. Özellikle transfer sayısının kısıtlandığı durumlarda bu yöntemin uygulanması başarıyı artırıyor. Türkiye’de 2 yıl önce uygulamaya giren yönetmelikle transfer edilen embriyo sayısı kısıtlandı. Yeni yönetmelikle pek çok merkez daha fazla blastosist transferine yöneldi. Örneğin; biz artık transferlerin yarısına yakınını beşinci günde yapıyoruz. 5-6 yıl önce bu oran yüzde 10 ve altındaydı.”

Tüp bebekte başarısızlığın sebebini bulmak mümkün mü?
Prof. Dr. Bahçeci tekrarlayan başarısız denemelerde başarısızlığa kötü embriyo gelişiminin yol açıp açmadığını incelemek amacıyla, blastosist transferi uygulanması gerektiğini belirterek, “Hastadan yeterli miktarda ve kalitede blastosist elde edilmesi durumunda embriyo dışı nedenlere yönelmek faydalı olacaktır” dedi.

Neden tüm embriyolar blastosist aşamasına kadar bekletilmiyor?
“Tüp bebek teknolojileri ne kadar gelişirse gelişsin insan vücudunun mükemmel mekanizmasını bire bir taklit edemiyoruz. Sonuçta embriyolar beşinci güne kadar doğal ortamları olan rahimde değil, laboratuvarda gelişimini sürdürüyor. Kendimize şu soruyu soruyoruz: ‘Bu embriyo blastosist oluşturmadı. Acaba ben bu embriyoyu gelişiminin daha erken bir döneminde rahime vermiş olsaydım orada blastosiste uğrayacak mıydı?’

İşte, blastosist transferinin riski budur. Bu nedenle her vakada uygulanmaz. Elinizde bu riski karşılayacak sayıda embriyonun olması ya da ne olursa olsun embriyoların uzun dönem gelişimlerini izlememizi gerektirecek sebeplerin varlığı şart.”

Sperm seçiminde yenilikler var mı?
Artık sperm kalitesi denildiğinde eskiden olduğu gibi sperm sayısı, hareketliliği, şekli gibi parametrelerin düşünülmediğini belirten Prof. Dr. Bahçeci, “Biliyoruz ki, spermin gerçek kalitesi onun kalıtsal yapısı ve bu yapının çevresel faktörlerden ne kadar etkilendiğidir. Önemli olan kalıtsal özellikleri en az hasar görmüş, mümkünse hiç görmemiş spermleri seçebilmek. Bu amaçla sperm hücresinin yüksek büyütmede seçilmesi (IMSI) ya da spermin baş kısmının incelendiği yöntemler (PICSI ya da MACS gibi) kullanıma girdi. Ne yazık ki bunların henüz gerçeklilikleri tam kanıtlanmadı. Yine de bu tip yenilikleri kullanıp hastaların gebe kalma olasılıklarını artırmaya çalışıyoruz” dedi.

Genetik incelemelere ne zaman ihtiyaç duyulur?

Prof. Dr. Bahçeci eğer ailede kalıtsal yolla geçen, doğacak bebeğe intikal edebilecek bir hastalık varsa genetik inceleme yapılması gerektiğini belirterek, “Böylece embriyolar bu hastalık açısından incelenir ve hastalıksız olan embriyolar anne adayına transfer edilir. İkincisi, art arda düşük yapanlarda ya da tekrarlayan başarısızlıklarda genetik incelemelere başvurulabilir. Çünkü altta yatan sebep embriyoda genetik sorunlar olabilir. Dolayısıyla çiftlere tüp bebek tedavisine başlamadan önce detaylı tetkik yapılmalı” şeklinde konuştu.