Ara 082016
 

Kuru-cildi-nemlendirmek-için-neler-yapmalı-1024x808Nemlendirici kremler neredeyse ekmek, su gibi hayatımızın bir parçası oldu. Olması da iyi çünkü cildimizi soğuğa, kuruluğa, çatlamaya karşı koruyorlar. Ancak bu kremler pek çok kimyasal madde içeriyor ve özellikle cildi hassas olanlarda kaşıntıya kızarıklığa yol açabiliyor. Fiyatları ise 5-10 liradan 200-300 liraya kadar çıkabiliyor. Cildinizi yumuşak ve nemli tutmak için bir diğer alternatifiniz ise “cildi doğal yolla nemlendirme“. Yani doğal ürünleri kullanarak, cildinize hiç bir kimyasal maddenin değmemesini sağlayıp üstelik oldukça hesaplı bir şekilde cildinizi nemlendirebilirsiniz. Bunun için oldukça etkili doğal nemlendiriciler mevcut.

Cildi nemlendirmek için kullanabileceğiniz doğal ürünlere geçmeden önce cildi kurutan ürünlerden kısaca bahsetmek istiyoruz. Öncelikle kokulu ve cildi kurutan sabunları kullanmayı bırakın. Bulaşık yıkarken, temizlik yaparken ellerinizi bu yıpratıcı kimyasallara karşı mutlaka koruyun.

Soğuk havalarda dışarı çıktığınızda mutlaka eldiven takın. Güneşli havalarda araba kullanırken ellerinize yüksek koruma faktörlü güneş kremi sürün ve her gün 8 büyük su bardağı su için. Şimdi cildi doğal yolla nemlendirmek için hangi ürünleri kullanabileceğinize bir göz atalım.

Zeytinyağı

En iyi doğal nemlendiricilerden biri saf zeytinyağıdır. Cilde iyi gelen esansiyel yağ asitleri ve antioksidanlar bakımından zengin olan zeytinyağının ince bir tabaka halinde cildinize sürebilirsiniz. Bu uygulama kırışıklıkların görünümünü de azaltacaktır.

Bal

Bir diğer doğal nemlendirici ise organik baldır. Geceleri yüzünüze bir miktar bal sürün ve 20 dakika bekletin. Bir kaç uygulamadan sonra cildinizin yumuşak ve nemli olduğunu göreceksiniz.

Gülsuyu

Cildi nemlendirmek için doğal gül suyu kullanabilirsiniz. Burada önemli nokta organik ve %100 doğal gül suyu kullanmanız. Gece yatmadan önce cildinize bir miktar sürmeniz yeterli.

Çay Ağacı Yağı

Siyah nokta ve sivilce şikayetiniz varsa cildi nemlendirirken aynı zamanda sakinleştiren çay ağacı yağı kullanabilirsiniz. Ancak çay ağacı yağını her zaman 1/10 oranında badem yağıyla inceltin çünkü direkt kullanıldığında cilt tahrişine neden olabilir.

Yoğurt

Yoğurt cilde nem kazandıran bir besindir. Ayrıca antioksidan ve antiinflamatuar özellikleri kuru ve kaşıntılı cildi yatıştırmaya yardımcı olur. Laktik asit içeriği ise kuruluğa ve kaşıntıya neden olabilecek mikrop ve bakterilerden kurtulmaya yardımcı olur. Taze ve sade yoğurdu ellerinize, yüzünüze, bacaklarınıza sürün ve nazikçe masaj yapın. 10 dakika beklettikten sonra duş alın. Günde bir kez bu yöntemi uygulayın.

Tatlı Badem Yağı

Badem yağı mükemmel bir E Vitamini kaynağıdır. Bu sebeple cildi nemlendirir ve yaşlanmanın etkilerine karşı korur.

Haz 292016
 

oje1

Mavi
Mavi, derinliği ve korkusuzluğu ifade eder. Özellikle bahar ve yaz aylarında sıklıkla kullanılabilir. Mavi ojeyi tercih edenler genelde tek olmak isteyen özgür kişilerdir. Daha özgün olduklarını, seçtikleri mavi renkte ojeyle yansıtmak isterler.

Kırmızı

Kırmızı, her zaman tutkunun ve aşkın rengi olarak anılmıştır. Renklerin en duygulusu olarak nitelendirilen kırmızı, dikkat çekici ve ayartıcı özelliklere sahiptir. Her kadının mutlaka kırmızı renkte bir ojesi vardır. Özel gecelerin ve günlük kombinlerin vazgeçilmezi kırmızı oje, cazibeyi ve dikkat çekmeyi seven kadınların ortak noktası.

 

Parıltılı

Simler, değişik şekillerdeki parıltılar, tırnaklara capcanlı bir hava katar. Dinamik kadınların tercihi olan parıltılar heyecan isteyenlerin vazgeçilmezidir.

Bordo
Kış ve sonbahar mevsiminin vazgeçilmezi bordo, hiçbir zaman büyüleyici etkisini yitirmiyor. Adeta bir klasik hâline gelen bordo ojeleri hemen hemen bütün kadınlar severek kullanıyor. Gücü simgeleyen bu renk, kırmızının en koyu ve elegan hâli. Bu hâliyle şık ve tarz görünmemek pek mümkün değil.

Siyah
Kıyafet, ayakkabı ve çanta seçimlerinde ilk sıralarda gelen siyah, bazen ruh hâlini yansıtan ve her tonla uyum sağlayan bir renktir. Siyah renk oje, gücü ve istikrarı simgelemektedir.

Altın rengi
Heyecan veren altın rengi, özellikle şık davetlerde ve özel gecelerde çoğu kadının parıldamasını sağlayan bir renktir. Altın rengi rekabeti simgeler, tırnaklarında altın rengi oje olan bir kadın her zaman savaşmaya hazırdır.

Nötr renkler
Tırnakları oje yokmuş gibi gösteren nötr renkler, tırnakları narin ve asil gösterirler. Pastel tonlar güvenilir olarak da anılır. Naif, sakin ve duygusal kadınların tercihidir.

Turuncu
Kıpır kıpır, capcanlı, dinamik ve enerji dolu bir renktir. Turuncu ve tonlarını, rahat ve biraz umursamaz karakterlere sahip olanlar tercih ederler.

Pembe
Vintage tarz seven romantik kadınların tercihi olan bir renktir. Belli belirsiz pembeler tırnaklara kibarlık katar. Leydi pembesini deneyebilirsiniz.

Sarı
Kendisini mutlu ve rahat hisseden kadınların tercihi sarıdan yanadır. Güneşi temsil eder. Sarı oje tercih eden kadınların Optimist bir yapıya sahip oldukları söylenebilir.

Mor
Kimi zaman ağır, kimi zamansa dinamik bir renktir. Mor renkli ojeyi sevenler yaratıcılıktan yanadır. Mavinin sakinliğini, kırmızınınsa dinamikliğini içinde barındıran mor, sade ve enerjik insanlara iyi gider.

Nis 132013
 

Evde Sir Ağda Nasıl Yapılır?

İstenmeyen tüylerden kurtulmak için başvurulan yöntemlerden sir ağda, oldukça hijyenik ve pratik bir çözümdür. Ağda uygulaması sırasında cildiniz, her bölgede aynı hassasiyeti göstermez.

Sir ağda işleminde konserve kartuş ve tablet kalıp ağdalar olmak üzere üç farklı sistem bulunmaktadır. Kartuşlar kendinden döner başlıkları ile rahat ve pratik bir şekilde ince bir tabaka halinde sürülür. Tek kullanımlıktır ve kişiye özel uygulama sağlayan bir sistemdir. Kartuş sistem özellikle geniş bölgeler,bacak,kol gibi bölgeler için idealdir ama alışkanlıklara göre her bölgede kullanılabilir. Özel bölgeler için Küçük Başlık ve Mini Başlık olmak üzere özel iki başlık bulunmaktadır. Konserve sistem tahta spatulalar yardımı ile bölgeye sürülür; özel bölgeler, hassas bölgeler için daha uygundur, ama kişinin alışkanlığına göre her bölgede rahatça uygulanır. Bez ile uygulanır.

Tablet kalıp Ağdaları konserve Ağdadan ayıran tek fark bezsiz uygulanmasıdır. Spatula ile sürülür. 2-3 saniye içinde donar sonra elle çekilir.

Gelelim sir ağda yapmanın inceliklerine…

Ağda işlemine başlamadan önce ne yapılmalı?

Ağda işlemine başlamadan önce işlem yapılacak bölgenin temiz olması, kozmetik kalıntılardan arındırılmış olmasına özen göstermek gerekir. Bu nedenle antibakteriyal temizleme jeli ile önce kendi ellerinizi, sonra sir ağda yapılacak yüzeyi temizleyin.

Hangi bölgede hangi sir ağda kullanılmalı? 

Ağda uygulaması sırasında cildimiz, her bölgede aynı hassasiyeti göstermez. Bacaklarımızdaki tenin hassasiyeti ile kasıklarımızdaki tenin hassasiyeti bir değildir. Hassas bölgelere sir ağda yaparken, cildin tahriş olmasını engelleyecek bir takım uygulamalar gerekebilir. Ağda çeşidini belirlerken tek dikkat edilecek husus, cilt veya bölge hassaslaştıkça, ağdanın içerdiği pudra miktarının ya da ağdadan önce sürülecek pudra miktarının artması gerektiğidir.

Evde Sir Ağda Nasıl Yapılır?

– Pudrasız ağdalar oldukça güçlü olan ağdalardır. Bu nedenle bacaklarda rahat kullanılır. Ancak hassas bölgelerde ve ciltlerde uygulama yapılırken bol miktarda pudralama yapılması gerekir.

– İnce pudralı ağdalar, az miktarda pudra içerir. Bu grup, her bölgede pudralama yapılmadan kullanılabilir, ancak hassas bölge ve ciltlerde alta ince bir tabaka pudralama yapılması tavsiye edilir.

– Kalın pudralı ağdalar bol miktarda pudra içerirler ve kıvam olarak oldukça yoğundurlar. Bu ağdalar uygulamada tercih ediliyorsa her bölgede alta pudra sürmeksizin sir ağda uygulaması yapılabilir. Eğer cilt hassas ise, pudralı ağdalar tercih edilmeli veya ince pudralı/pudrasız ağdanın altına bol miktarda pudralama yapılmalıdır. Talk Pudra her sir ağda uygulamasında gerek duyulan önemli destekçilerden biridir.

Ağda nasıl sürülmeli ve ağda bandı nasıl çekilmeli?

İstenilen bölgeye göre seçilmiş ağdayı, kılların çıkış yönüne mümkün olduğunca ince sürün. Tek kullanımlık uygun boyda kesilmiş ağda kağıdını, ağda sürüldükten hemen sonra kılların çıkış yönünde iyice yapıştırın. Ağda kağıdını kılların çıkış yönünün tersine, cildi alttan gererek ve cilde paralel şekilde (muz kabuğu soyar gibi) ne çok hızlı ne çok yavaş tek seferde çekin.

Ağda sonrası ne yapılmalı?siragda

Ağda kağıdının kenarı ile ağda kalıntılarının üzerine tampon yaparak kabası temizlenen cilde Sir Ağda Temizleme Yağı uygulayın. Sir ağda işlemi sonrasında cildin üst tabakasında oluşan yanma hissini azaltmak ve bölgeyi rahatlatmak için bölgeye rahatlatıcı ve nemlendirici losyonlar da kullanabilirsiniz.

Mar 102013
 

Yüzükler Taktığınız Parmağa Göre Anlam Kazanıyor!

Günlük hayatta erkek kadın herkes parmağına yüzük takabiliyor. Yüzük parmağına bildiğiniz üzere nişan ve nikah sonrası yüzük takılıyor. Ancak günümüzde özellikle kadınların yüzükleri işaret parmağına taktığını görebiliyoruz. Tabi buda bizde merak konusu uyandırıyor. Çünkü yüzüğü işaret parmağına takan kişi sayısı oldukça fazla ve yüzüğü işaret parmağına takan kişi sayısı bu kadar fazla olunca acaba bir anlama mı geliyor? diye soru işaretleri oluşabiliyor…

İşaret Parmağına Takılan Yüzüğün Anlamı

İşaret parmağında yüzüğün tam bir anlamı yok. Yani işaret parmağında yüzük gördüğünüzde net bir anlam yüklemek yanlış olacaktır. Ancak günümüzde genel olarak kızlar ilişkileri olmadığında “şu anda ilişkim yok boştayım ve aradığım kişi karşıma çıkarsa evet diyebilirim.” anlamında kullanarak yüzükleri işaret parmağına takabiliyor. Bunun dışında işaret parmağına yüzük takmak genelde daha göz önünde olacağı ve kıyafetle uyumlu bir yüzük şık göstereceğinden dolayı işaret parmağına takılabiliyor.

Baş Parmağa Takılan Yüzüğün Anlamı

Yüzüğü baş parmağına takanlar ise özgürlüğüne düşkün ve ilişki başlaması halinde bu ilişkiye saygı duyulması gerektiğini gösterdiği söylenmektedir. Bazı kesimler tarafından baş parmağa takılan yüzüğün kişinin her türlü kısa süreli aşklara açık olduğu anlamına geldiğide söylenmektedir.

Orta Parmağa Takılan Yüzüğün Anlamı

Orta parmağa ve serçe parmağa takılan yüzükler ise güvenilir sır saklayabilen düzenli ve başarılı insanları ifade ettiği söylenmektedir. Bu kişiler sık saklayabileceğini düzeni sevdiğini ve güvenilir olduğunu göstermek istediği söylenmektedir.

Yukarıda saydığımız gibi tüm parmaklara yüzük takılabilmektedir. Ancak bunlardan yüzük parmağı dışında diğer parmaklara net bir anlam yüklemek ve buna göre hareket etmek yanlış olacaktır. Ancak konuyu tekrar açıklamak gerekirse işaret parmağı genel olarak bayanlar tarafından ilişkisi olmadığı ve yeni bir ilişkiye doğru bir kişiyle hazır olduğunu göstermek anlamında takıldığı söylenmektedir.

Evlilik Yüzüğü Neden Sol Ele Takılır?

İnsanların evlenince yüzük takmaları eski Mısırlıların inançlarına dayanıyor. Milattan 2800 yıl önce Mısır’da yaşayanlar dairenin veya halka şeklindeki cisimlerin, başlangıç ve bitiş noktalarının olmaması nedeni ile sonsuzluğu temsil ettiklerine inanıyorlardı. Yüzük evliliğin sonsuza dek süreceğini simgeliyordu. Sonra bu inanç ve adet Romalılar vasıtası ile iyice yaygınlaştı. Kazılarda o devirlere ait çok ilginç evlilik yüzüklerine rastlanılmıştır.

Evlilik yüzüğünün sol ele ve sondan bir önceki parmağa takılmasının sebebi ise modern tıbbın gelişmesinden önceki devirlere ait yanlış bir insan anatomisi bilgisidir. O zamanlarda dolaşım sistemimizdeki ana damarın sol elimizde bu parmaktan başlayıp kalbimize gittiği sanılıyordu. Böylece buraya takılan yüzükler evli çiftin kalben bağlılığını simgeliyordu. Gerçi şimdi damarların nereden gelip nereye gittiği biliniyor ama bu da bir gelenek olarak kaldı.

Mar 092013
 

Çocukları, ölümcül olabilen Hepatit A, ishal, tüberküloz ve bağırsak parazitlerine karşı korumanın en etkili ve basit yolu, onlara el yıkama alışkanlığını kazandırmaktan geçiyor.

Çocuklara el yıkama alışkanlığı nasıl kazandırılır?
Çocuklar ellerini sık sık ve doğru yıkamadıklarında başta grip olmak üzere Hepatit A, ishal ve tüberküloz gibi birçok hastalığa yakalanabiliyorlar. Acıbadem Fulya Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Hülya Kuşoğlu, çocuklara bulaşıcı hastalıklardan korumanın en etkili ve en basit yolu olan ‘el yıkama’ alışkanlığını kazandırmanın yollarını anlatıyor.

Ellerin her santimetrekaresinde 4-6 bin zararlı mikroorganizma var
Günlük yaşamda en fazla kirlenen organların başında eller geliyor. Eller temiz gibi görünseler de, üzerlerinde gözle görülmeyen bakteri, virüs ve parazit yumurtaları gibi pek çok hastalık yapıcı etken taşıyabiliyor. Ellerin her santimetrekaresinde yaklaşık 4000-6000 bakteri bulunuyor. Bu gözle görülmeyen mikroorganizmalar çocuklarda elleri ağza veya gözlere götürme, dokunma, tokalaşma, yiyecekleri veya eşyayı paylaşma gibi yollarla bulaşabiliyor. El yıkamamızın amacı da eller üzerinde bulunan zararlı mikroorganizmaları uzaklaştırmak. Çünkü sık yıkanmayan eller mikroorganizmaların çoğalmasına açık hale geliyor.

Ellerde özellikle başparmak, parmak araları ve parmak uçları en sık temas edilen noktalar oldukları için daha fazla mikroorganizma barındırıyor.

El yıkamak hastalıklardan korunmanın en etkili yöntemi
El yıkamak başta soğuk algınlığı olmak üzere grip, ishal ve zatürree gibi solunum yolu enfeksiyon etkenleri olan zararlı mikroorganizmaların bulaşmasını önlemek için en basit ve en etkili yöntem. Örneğin sadece doğru el yıkama yöntemini öğreterek çocuklarımızı ishalden yüzde 53, zatürree’den yüzde 50 ve impetigo denilen cildin bakteriyel enfeksiyonundan ise yüzde 43 oranında korumamız mümkün olabiliyor.

Anne babalar çocuklarına örnek olmalı
El yıkama alışkanlığı çocukluk döneminde, okul öncesi yaşlardan itibaren verilmeli, anne baba olarak siz çocuklarınıza sık sık ellerini yıkama konusunda telkinde bulunmalısınız. Öncelikle de kendiniz iyi model olmalısınız. Çocukla birlikte el yıkamak ise doğru yıkama tekniğini öğrenmesi için en etkili yöntem.

Eğitim eğlenceli hale getirilmeli
Çocuklar eğlenerek öğrenmeyi severler. Siz de çocuğunuza el yıkamayı öğretirken bunu eğlenceli hale getirmeye çalışın. Bunun için lavabo çevresine sevdiği bir oyuncak veya çizgi film karakteri şeklinde eğlenceli resimler ya da ellerin hangi durumlarda yıkanması gerektiğini gösteren resimler gibi hatırlatıcı malzemeler yerleştirebilirsiniz. Çocuğunuza el yıkamanın önemini öğretirken asla baskı yapmamaya da dikkat edin. Ona sakin bir ses tonuyla el yıkayarak birçok hastalıktan korunabileceğini anlatın. Eğer elini yıkamamakta direniyorsa, sorunu çözmek için ilgisini çekecek başka bir yöntem deneyin.

Ellerini en az 30 saniye yıkamalı
El yıkamak her ne kadar basit görünse de, uyulması gereken kurallar var. Çünkü yapılan bilimsel çalışmalara göre; belirli bir süre ve uygun teknikle yıkanmadığı takdirde mikroorganizmalar ellerden temizlenmiyor. Bu nedenle çocuğunuzun ellerini en az 30 saniye yıkaması gerekir.

Adım adım doğru el yıkama yöntemi

• Önce ellerini suyla ıslatmalı,
• Sabunla ellerini ovalayarak yıkamalı,
• Parmak uçlarını ve parmak aralarını, başparmaklarını, avuç içlerini ve bilek kıvrımlarını iyice ovalamalı,
• Ellerini akan su altında iyice durulamalı,
• Yıkama işleminin ardından ellerini temiz havluyla kurulamalı.

Çocuklar ellerini ne zaman yıkamalı?

• Sabah kalkınca,
• Tuvalete girdikten sonra,
• Yemeklerden önce ve sonra,
• Sokaktan eve girince,
• Gözle görülür kirlenme fark edilince,
• Öksürme ve hapşırma sırasında ellerini kullanılınca,
• Hayvanlarla temas ettiğinde ellerini mutlaka yıkaması gerektiğini öğretin.

Tırnak Yeme Alışkanlığı Neden Olur?

 Ağız ve Diş Sağlığı, El Vücut Bakımı, Sağlık & Bakım  Tırnak Yeme Alışkanlığı Neden Olur? için yorumlar kapalı
Mar 062013
 

Tırnak yeme alışkanlığı kimlerde daha çok görülür? Hangi seviyede bir tırnak yeme alışkanlığı ciddi bir psikolojik sorunun göstergesidir?

Tırnak yeme alışkanlığı neden olur?
Takıntılı bir davranış olan tırnak yeme, sadece kozmetik bir sorun değil, psikolojik bozukluklara da işaret eden bir alışkanlık. Peki, tırnak yeme alışkanlığı neden olur? Hangi seviyede bir tırnak yeme alışkanlığı ciddi bir psikolojik sorunun göstergesidir? Tırnaklarını yiyen kişiye toplumda nasıl bakılır?

Uzman Klinik Psikolog Şeyma Çavuşoğlu Itri,  için kaynakları taradı ve tırnak yeme alışkanlığının nedenleriyle ilgili önemli bilgileri bizimle paylaştı. 

Tırnak yeme alışkanlığı, diğer adıyla onikofajya (onychophagia), tırnağı sürekli olarak ağıza götürmekten başlayan ve kanatıp, formunu bozacak kadar tırnağı yemeye varan, geniş açı ile bakılması gereken bir durumdur.

Orta seviyede olan bir tırnak yeme davranışı, tırnak makası kullanımı gerekmeyecek şekilde, dişleri ile tırnaklarını sabit bir kısalıkta tutabilme olarak tanımlanabilir. Orta seviyede bir tırnak yeme alışkanlığı, bilinen diğer dürtü kontrolünde zorlanma sonucu ortaya çıkan davranışlar ile karşılaştırılabilir. Örneğin, parmak emme, bacak titretme, kıkırdama, yerinde rahat oturamama, kıpırdanma, göz seğirmesi ve saçı eliyle döndürme gibi davranışlar, oluşum süreci ve altta yatan kaygı gibi duygular bakımından tırnak yeme alışkanlığına benzerler.

Daha ciddi bir tırnak yemek alışkanlığı ise tırnağın beyaz üst alanının gerisine doğru, yumuşak deri ortaya çıkana kadar yeme olarak açıklanabilir. Bu seviyede tırnağın tamamen yok olana kadar yenmesine varan noktalara çıkılabilir. Bu durumda, tırnak yeme alışkanlığı fiziksel bir deformasyon ortaya çıkardığından, kişinin kendisine zarar vermesi boyutuna geçer. Dolayısıyla dikkat edilmesi gereken ilk nokta, tırnak yeme alışkanlığının hangi seviyede olduğudur.

Tırnak yeme alışkanlığı takıntılı bir davranış olarak açıklanabilir. Genelde çocukluk ya da ergenlik dönemlerinde başlar ve yetişkinlik yaşamına da taşınabilir. Bazı kişilerde ise yetişkinlikte ortaya çıkabilir. Dürtü kontrol bozuklukları arasında sayılan tırnak yeme alışkanlığı, sıklıkla hissedilen yoğun kaygı ve endişe ile baş edememe sonucu ortaya çıkar. Buna ek olarak, kişinin sosyal ilişkilerinde yaşadığı sıkıntıların da yansıması olabilir.

Yapılan araştırmalar, tırnak yemenin stres ya da heyecan yaratan durumlara maruz kalındığında, uyaranlar ile başa çıkmakta zorlanan kişilerde ortaya çıktığını gösteriyor.Aynı zamanda, sıkıntı ve boşluk hisleri yaşayan kişilerde de, yaşamlarındaki eksiklik hissinden dolayı tırnak yeme alışkanlığı gelişebilir.

Tırnak yeme alışkanlığının fiziksel sonuçlarının yanı sıra olumsuz sosyal sonuçları da vardır. Bunların başında, insanların bu davranışı itici ve mide bulandırıcı bulması sonucu kınamaları ve terslemeleri gelir. Alışkanlığın estetik durmaması ve olgun olmamayı temsil etmesinden dolayı da tırnak yiyen kişi sosyal dışlanmaya veya alaya maruz kalabilir. Bu dışlanma da, tırnak yeme alışkanlığını tetikleyecek, artan bir stres seviyesine yol açabilir.

Tırnak yeme alışkanlığı pek çok kez kozmetik bir sorun olarak algılanır ve ciddiyeti göz ardı edilir. Ancak bu alışkanlık, psikolojik kökenlidir ve mutlaka tedavi için konunun uzmanı bir psikoloğa başvurulması gerekir. Psikoterapi, özellikle bilişsel davranışçı bir yaklaşım uygulandığında sorunu çözecektir. Ancak durumun ciddiyetine göre, uzman gerekli gördüğü takdirde, bir psikiyatrist ile görüşülerek ilaçlı bir tedavinin uygulanması da gerekebilir.

Mar 062013
 

Kadınlar Neden Daha Çok Üşür?

Kimileri soğuğa daha dayanıklıyken, kimilerinin ayakları neden bir türlü ısınmaz? İşte merak edilen sorunun yanıtı.

Kimileri soğuğa daha dayanıklıyken, kimilerinin ayakları neden bir türlü ısınmaz? Erkekler kadınlara oranla soğuktan daha az mı etkilenir?

Spor hekimi Joachim Latsch herkesin kendine has bir üşüme tarzı olduğunu belirtiyor ve bunun nedeni “Her insanın cildinde sıcak ve soğuğu algılayan sensörler mevcut. Bu sensörlerin dağılımının farklı oluşu nedeniyle herkesin ısı algısı da farklı” şeklinde açıklıyor.

Örneğin kimi insanların kulaklarında soğuğu algılayan sensörler fazla olduğu için kulakları çok üşürken, kimilerinde bu sensörler ayaklarda yoğunluk gösteriyor ve ayakları bir türlü ısınmıyor. Bunun dışında tüm insanlarda farklı miktarda sensör bulunuyor. Ancak dünyanın neresinde yaşıyor olursa olsun insanlar yaklaşık olarak aynı vücut ısısına sahip.

Joachim Latsch, “İnsandan insana biraz oynama göstermekle birlikte hepimizin vücut ısısı yaklaşık 36,5 derece. Aradaki fark sadece 4-5 derece olsa da bu ısının 42 dereceyi aşması, hayati tehlike anlamına geliyor. Yine 30 derecenin altı da aynı şekilde ölümcül” diyor.

Ölümcül olabiliyor

Vücut ısısı aşırı şeklide düştüğünde kalp ve beyin gibi hayati önem taşıyan organlar görevlerini yerine getirememeye başlıyor. Bu da baygınlık ve hatta donarak ölüme sebebiyet verebiliyor. Bu nedenle vücut ısısındaki en küçük bir düşüş, alarm sinyallerinin çalmaya başlamasına neden oluyor. Gözle görülebilen ilk sinyal, vücuttaki tüylerin diken diken olması.

Joachim Latsch sözlerini şöyle sürdürüyor: “Bu insanların vücudunun tamamen tüylerle kaplı olduğu zamanlardan kalma bir şey. Sahip olduğumuz tüm tüylerin çıkış noktasında küçük bir kas mevcut. Soğukla karşılaştığında bu kas kasılıyor ve bu da tüylerin dikleşmesini sağlıyor.”

Bu hareketin temelinde tüyler arasında vücudu ısıtacak bir hava tabakası oluşturma mantığı yatıyor. Latsch vücudun soğuğa karşı başka bir tepkisininse titreme ve dişlerin birbirine vurması olduğunu belirtiyor: “Vücut ‘Üşüyorum, o halde bir şeyler yapmalıyım’ diyor. İşte o noktada kaslarda titreme başlıyor. Ancak çenemiz çiğneme hareketi için ihtiyaç duyduğumuz çok güçlü bir kas yapısına sahip ve iki küçük eklemle oldukça gevşek bir biçimde başımızın geri kalanına tutturulmuş durumda. Bu kaslar titremeye başladığında çenemiz çok hareketli olduğundan dişlerimiz hızlı bir biçimde birbirine vurmaya başlıyor.”

Kasların etkisi

Kaslardaki titreme hareketi dolaşımı hızlandırıp ısınmamızı sağlıyor. Vücuttaki kas oranı da yine üşüme üzerinde etkili bir diğer faktör. Kadınların vücudu ortalama yüzde 25 oranında kastan oluşurken, erkeklerde bu oran ortalama yüzde 40 seviyesinde. Vücuttaki kas oranı yükseldikçe soğuğa dayanıklılık da artıyor. Kadınların çok üşümesinin altında da bu neden yatıyor. Yani soğuğa dayanıklılık için biraz kilolu olmanın avantajlı olduğunu savunan yaygın görüş aslında hurafeden ibaret.

Joachim Latsch, “Üşümek istemiyorsanız kilo almaya çalışmayın, kalkıp hareket edin” diyor.

Mar 032013
 

huzursuz bacak sendromu tedavisi…

HBS Tedavisi, Huzursuz Bacak Sendromu Bitkisel Tedavisi…

HBS tedavisinde yaklaşım nasıl olmalıdır? HBS’nin tipine göre karar vermek uygun olur…

1. Ara sıra çıkan (intermitan) tipte, devamlı tedavi ge­rekmez. Belirtilerin çıktığı gün ve günlerde ilaçsız (non-farmakolojik) yaklaşımlar yeterli olabilir.

Bunlar;
a) içiyorsa, sigara, kahve ve alkolü kesme,
b) başka nedenlerle kullandığı ilaçları gözden geçirmey­le başlar.

Şöyle ki; depresyona karşı (antidepresif), nöroleptik ilaçlar, methoclopamid tipi bulantı-kusmaya karşı kullanı­lanlar sedatif veya kalsiyum kanal blokeri gibi kalp-tansi-yon ilaçları, sara tedavisinde kullanılan Fenitoin, kan yağ­larını düşüren ilaç varsa hekimine sorularak azaltılmalı ve­ya gerektiğinde kesilmelidir.
c) Kendini uyanık tutma -mental aktiviteyi artırma- vi­deo oyunları, bilmece çözme vb.
d) Kan serumu ferritin düzeyi düşükse demir ve gereki­yorsa B12 vitamini tedavisine başlama,
e) Uyku hijyeni kurallarına uymak.

Yukarıdaki önlemler yetersiz kalırsa, belirtilerin her gün geldiği hastalardaki gibi ilaç tedavileri de denenebilir.

2. Her gün gelen tip: İlaçsız tedavilere ek olarak, L-do-pa + Benserazide veya Carbidopa-Levodopa 125 mg. ile başlanır. Gerekirse bunların uzun etkili olanları kullanıla­bileceği gibi dopamin agonistleri (Pramipexole, Ropinero-le vb.) veya gerekirse opioidler (morfin cinsi ilaçlar) da de­nenebilir.

İlaçlar gece yatmadan bir saat önce tek başına alınma­lı, en düşük dozla başlamalı, o doz yetersiz kalırsa miktar yavaş yavaş artırılmalıdır. Dozdaki değişmeler üç-yedi gün aralarla denenebilir. Sakinleştirici etkisi varsa, o ilacın do­zu azaltılmalıdır.

3. Tedaviye yanıt vermeyen dirençli tipler: Bunlar, kul­lanılan dopaminerjik ilacın dozu yeterli olduğu halde ve doz artırılırsa, ilaca bağlı yan etki çıkan olgulardır. Yapıla­cak şey, kullanılan dopaminerjik ilacın dozunu azaltıp ya­nına yeni bir dopamin agonisti ilaç ekleme denemesidir.

Değişik ilaç kombinasyonları L-dopa + Gabapentin ve­ya ikincisi yerine Opioid veya Benzodiyazepin birlikte ve­rilebilir.

HBS’de ilaçsız tedavilerden neyi anlıyoruz? HBS’li hastaların çoğu yaşlı olduğundan ilaçların yan etkileri göz önüne alındığında arasıra gelen veya hafif şid­detteki hastalarda ilaçsız (non-farmakolojik) yaklaşımları denemek uygun olur. Şiddetli HBS olgularında ilaçsız te­daviler yarar sağlamaz.

1. Yatmadan önce kol ve bacakları germe ve fizik akti-vite faydalı olabilir. Hafif veya orta derecede egzersiz belir­tileri hafifletir. Ağır egzersizler ise semptomları artırır.

2. Bacaklara masaj yapmak denenebilir.

3. Yatmadan önce ılık veya sıcak banyo yararlı olabilir.

4. Mental aktiviteyi artırma, video oyunları oynamak, kompütür programlama, resim, örgü-nakış yapma ve aktif tartışmalara katılma faydalı olabilir. Bunların etkisi kişiyi uyanık tutma yoluyladır.

5. Dondurma ve unlu gıdaları mümkünse yememe (ilaçların etkisini azaltabilir).

6. Sedanter hayattan (uzun süreli oturma, hareketsiz kalmaya dayalı yaşam) sakınmak. Seyahatleri sabahsaat­lerine denk getirmek uygundur. Menstürasyon dönemle­rinde hareketsiz kalmaktan sakınmalıdır.

7. Cinsel ilişki ve orgazmın uyku sağlama açısından iyi geldiğine dair bireysel hikayeler mevcuttur.

8. EEG alfa aktivitesi eğitimi (alpha training), hasta eğitimle (telkin) kendi alfa aktivitesini, semptomlarını dü­zeltecek, şiddetlenmesini önleyecek frekans, amplitüd ve miktar yönünden ayarlamayı öğrenebilir. Kendine uygun alfa aktivitesine ulaşmayı içten isterse varabilir. Bu eğiti­min amacı, kişinin iç inhibisyonunu kendi gayretiyle geliş­tirmeyi öğrenmesidir. Yoga, meditasyon ve hipnozda da amaç aynıdır. İç inhibisyonu (kendi kontrol mekanizması­nı geliştirmek) o kişi için bir yetenektir. Zihinsel aktiviteyi artırarak uyanık halde kalmanın altında yatan ana fikir bu olup, uygun EEG alfa ritmini yakalamaktır. Kişi bu eğitimde işe yarayacak uyaranlara kendini bırakıp, yara­mayacak olanlara kapılarını kapatmasını öğrenir. Kronik ve şiddetli HBS olgularda bu yöntem etkili olmayabilir.

9. Bacaklara dışarıdan karşı pulsasyon uygulamak. En-henced External Counter Pulsation (EECP) tedavisi: Bu tedavi, koroner şikâyetleri olup, ameliyat edilemeyen kalp hastalarında, bacaklara kalçaları da içine alan bir manşon (tansiyon aleti manşona benzer) aracılığıyla kalp ritmiyle uyumlu pulsasyonların (basınç) uygulanmasıdır. Yaşlı ko­roner hastaları içinde tesadüfen HBS’si de olanlar bu tedaviden ortalama otuz bir gün sonra belirtilerinde düzelme göstermişlerdir. HBS’nin “damarsal tedavisi” adı da veri­len bu yöntemde iyi etki geç çıkmaktadır. Muhtemel etki mekanizmasının bacaklar yoluyla gönderilen pulsasyonların, bacak damarlarının kaslarına otonom sempatik sinir sistemi akışında HBS’deki muhtemel artmayı frenleme yo­luyla olması düşünülebilir.

Eki 222012
 

Biz bayanlar için tırnak bakımı çok önemlidir. Kusursuz bir münikür ve uygun bir oje ile eller çok çekici bir hale dönüşür. Ama bazen uzatmak istediğiniz tırnağınız sürekli kırılmalar yaşabilir. Buda haliyle çok can sıkıcı bir durumdur. Sürekli tırnaklarınız kırılıyorsa sizlere uzmanların açıklamış olduğu tırnak kırılması nedenleri ile ilgili önemli bilgileri paylaşıyoruz.

 

 

Tırnak kıırılmaları vitamin/mineral eksikliginin ya da başlı başına bir hastalığın belirtisidir.

Eksikliğinde tırnak kırılmasına neden olan mineraller: kalsiyum, magnezyum, demir ve çinkodur.

Yine eksikliğinde tırnak kırılmasına neden olan vitaminler de: A ve kansızlık ile bağlantılı olan b vitaminidir.

Hormon düzensizlikleri, troid hastalıkları, kalp hastalıklarının başlangıcında tırnak kırılmaları gibi belirtiler görülebilir.

Yine tırnaklarda görülen sedef hastalığı tırnakların kırılmasına ve incelmesine neden olur.

Tırnak kırılmasının yanı sıra tırnakların mor, sarı, yeşil renkler alması, tırnak yuzeyinde çizgiler oluşması, tırnak yuzeyinin düz dokusunun bozularak girintili çıkıntılı olması, tırnakların uzamaması, aşırı yumuşaması tırnaklarda görülen olumsuz etkenlerdendir.

Tırnak kırıllması tedavisinde ilk olarak herhangi bir hastalıkla ilişkili olup olmadığının tespiti için gerekli kontroller yapılır. Tırnak kırılması sebebi beslenme düzensizlikleri ise eksik vitamin/minerllerin ağırlıklı olduğu yeni bir beslenme programı uygulanır.

Tınakları çok fazla uzatmamakta da tırnak kırılması açısından fayda vardır.

Tırnakların bakımını düzenli olarak yapmak, nemlendirmek gerekir.

 Posted by at 14:07  Tagged with:
Haz 252012
 

Bazı insanların tırnaklarında dönem dönem beyaz lekeler ve çizgiler görülmektedir.Bu beyaz lekeler ve çizgiler tamamen vücudun ürettiği birşeydir. Bu çizgiler tırnağınızın direncini kırar. Kırılmalarını engellemeniz için tırnaklarınızı kısa kesmelisiniz. Şekil bozukluğunu ise doktorunuzun uygulayacağı tedaviyle giderebilirsiniz.

Tırnağın, çok fazla ojeli kalmasının ya da sigara içmenin de tırnaklar üzerinde sarartmak gibi olumsuz bir etkisi olabileceğini vurgulayan uzmanlar, “Bunun çok çirkin bir görüntü olduğunu düşünüyorsanız, yüzeysel bir temizleme uygulayabilirsiniz. Ayrıca tırnakları besleyici ürünlerden yararlanabileceğiniz gibi, ojenizin markasını da değiştirebilirsiniz.

Bazen çocukluğumuzdan beri tırnaklarımızda beyaz beyaz lekelerle karşılaşırız. Bu vücudumuzda bulunan, saç ve tırnağımızın temelini oluşturan keratin hormonu gerektiği gibi çalışmıyor demektir. Sonradan meydana gelmiş olabilecek koyu renk beyaz lekeler ise manikür sırasında tırnakların çok fazla zarar görmesi ve mantar kapması nedeniyle oluşmuş olabilir.

Travmatik olaylar sonucunda karşılaşabileceğimiz bu tırnak sorunu için sadece bir süre beklemek yeterli. Bütün bu sorunlarla baş etmenin en etkili yolu ise dışarıda yaptırsanız bile kendi manikür takımınızı kullanmanızdır” şeklinde sözlerini tamamladı.