Tem 122012
 
Bu görsel karşısında irademin dışında bir dakikalık saygı oturuşunda bulundum yazmaya başlamadan önce. Parfüm için Sofia Coppola tarafından çekilen reklam filminin linkiyle bitirmeli bu postu.
Üst notalar: acı portakal
Orta notalar: gardenya
Alt notalar: beyaz misk
Miss Dior Chérie’nin 2009’da çıkan, tatlılığı ve çileksiliği hafifletilmiş flanker’ı, modaevinin kendi deyimiyle pastel bir parfüm. Dior pek çok farklı parfümünde yaptığı gibi, isim anasından oldukça farklı bir flanker çıkarmış ortaya yine. Şüphesiz Miss Dior Chérie ve Miss Dior Chérie L’Eau kocaman bir ortak paydaya sahipler; hayat dolular, masumlar ve taptaze çilekleri anımsatıyorlar. Fakat Miss Dior Chérie L’Eau, meyve kokusu olarak tanımlanamayacak kadar su hafifliğinde ve çiçeksi bir koku. Aslına bakarsanız o kadar hafif ki, bu parfümü kullanmak bir lüks sanki. Tabii çok güzel bir lüks.

Dior her zaman zevkime en çok hitap eden parfümleri üretiyor diyebilirim. Yine bayıldım, yine zevkle kokluyorum. Dior’un senelik sınırlı üretim parfümlerinden 2002 yılında çıkan Forever And Ever’ı bilenler bilir. Sınırlı üretim olduğu için çarpıcı olması da şart olan bu parfümü bir aşkla almış, fakat bitiremeden bırakmıştım. Sebebi ise – çarpıcılık uğruna – fazla kaçırılan keskinliği ve hatta netliğiydi. Bana kalırsa Miss Dior Chérie L’Eau, 8 sene önce çıkan o parfümün şeffaflaştırılmış, sanki ticari kaygı gütmeksizin sofistikeleştirilmiş çok güzel bir versiyonu. (Gereksiz bilgi: Bahsi geçen Forever And Ever adlı parfümü 2002 yılında benim için çok özel bir konserde kullanmıştım, dolayısıyla yepyeni Miss Dior Chérie L’Eau şimdiden güzel anılarımı canlandırıyor.)
Genç kızlara ve hatta gençliğe yeni adım atanlara, şeker gibi kokmadan şeker gibi hissettiren bu kokuyu rahatlıkla öneriyorum. Miss Dior Chérie’yi beğenmemiş olsanız bile, Miss Dior Chérie L’Eau’yu korkmadan çekin içinize. İçindeki her şey çok hafif, çok güzel.
Tem 122012
 

Güle güle Addict Eau Fraiche!

2005 yılının bir yaz gecesiydi, İstiklal Caddesi’nde, açık havada, kalabalık bir masada oturuyordum. Çok mutlu olduğumu, kanımın kaynadığını hatırlıyorum ama böyle olmasaydı da sanıyorum sonuç farketmeyecekti.
Sıcacık ve hafif esintili havada burnuma ikide bir bütün konsantrasyonumu bozan, beynimde yepyeni bir sayfa açan ve beni keyiften kıran bir koku çarpıyor. Ama neredeyse farkettiğim anda kaybediyorum izini. Dedektifliğe başlamak işten değil.
Bir süre sonra parfümü kenara sıkıştırıyor ve parfüm sahibi olma ihtimali olan kişi sayısını ikiye düşürüyorum. Bu kişilerden biri bizim masadan, yeni tanıştığım bir kız, diğeri ise yan masadan. Bizim masadaki kıza parfümünü soruyorum. Kız şaşırıyor, gülümsüyor ve sevinçle bu soruyu sorduğum için ne kadar mutlu olduğunu söylüyor. Bu parfümü çok sevdiğini ama üzerinde kimsenin farketmemesine çok bozulduğunu belirtip “Kenzo – Flower” deyiveriyor. Ve tabii, almakta olduğum kokunun Kenzo – Flower olmadığını çok iyi bilen ben, bu kızın sevincini bozmamak adına, asıl parfüm sahibine, yan masadaki kıza artık hiçbir şey soramıyorum.
Gecenin geri kalanında adeta kokuyu ezberlemeye, nasıl olacaksa artık, bir dahaki parfümeri seferimde işime yarayacak ipuçları elde etmeye çalışıyorum. Dior Addict’le bir benzerlik olduğu dikkatimi çekiyor. Ama Dior Addict’te asla kendimi görememiştim, bu parfümü ise ömür boyu kullanmanın hayallerini kuruyorum.
Bir kere bu parfümde çiçekler var. Ama beyaz çiçekler demeye dilim varmıyor. Sarı çiçekler değil, pembe çiçekler hiç değil. Mavi çiçekler! Mavi çiçek diye bir kategorinin olduğundan o gün de emin değildim, bugün de değilim, ama bu parfümü tanımlamanın en güzel yolu bu:
Mavi çiçekler, odunsular ve o zamanlar çikolata olduğuna kanaat getirdiğim tatlı-acı bir nota.
Sonra çok güzel bir şey oluyor. Beynimdeki bu tanım, Dior Addict’le olan benzerlikle birleşince, o zamana dek varlığından haberdar olduğumu bile farketmediğim bir parfüm geliyor aklıma. Her zaman Dior Addict’in hemen yanında duran, menekşe mavisi başka bir Addict şişesi.
İlerleyen günlerde geciktirmeden bir Dior standına gittim ve önce hayal meyal hatırladığım bu menekşe mavisi şişeyi, iki saniye sonra da aradığım kokuyu buldum. Bir ürünle ilk tanışma sırasında kişisel zaferlerin çok büyük olumlu etkisi olduğunu düşünürüm. Bu parfümle tanışmamın büyüsünde de kendi başarımdan duyduğum hoşnutluğun elbette etkisi vardı. Ve daha önce de bahsettiğim gibi, o geceki mutlu ruh halimin… Fakat bunların hiçbiri, Dior Addict Eau Fraiche’i yıllarca aynı heyecanla kullanmamın sebebi olamaz. Bu tamamen parfümün kendi büyüsü.
Üst notalar: mandalina, mandalina yaprağı, vanilya, bergamut
Orta notalar: gardenya, Bulgar gülü, sümbülteber, yasemin
Alt notalar: gül ağacı, sandal ağacı, beyaz misk
Dior Addict’ten ne kadar farklı olduğu notalardan da anlaşılıyor. Dior Addict’in aksine, kimsenin işine karışmayan, “arkadaş canlısı” deyimindeki girişkenlikten çok uzak bir koku. Onun yerine çevresindekileri hızla arkadaş canlısı hale getirecek bir çekicilik sahibi.
Sıcak, yapışkan, tatlı, şirin veya masum değil.
Bahar serinliğinde, ve bahar ılıklığında, hülyalı, çekici ve bence oldukça seksi.
Parfümlerin vücut kimyasıyla uyumu önemlidir derler. Sanki bir de burun kimyasına uyumlu Addict Eau Fraiche. Hani uzun süre kullanılan parfümlerin boyutları algılanamaz olur, tekdüze gelmeye hatta hiç gelmemeye başlarlar. Hayır efendim, her sabah ilk kez koklanıyomuş gibi boyutlu ve taze.
Sanırım dostum gibi bir şeydi. Her sıkışta seviniyordum tanıştığım için. Vazgeçemediğim birçok parfüm var ama kullanırken en çok zevk aldığım parfüm kesinlikle kendisiydi. Ve o da parfüm dünyasına yavaş yavaş veda etti. Artık her yerde bulunmuyor, Dior tarafından da üretilmiyor. Uzun bir yazıyla veda etmek istedim kendisine.
Tem 122012
 

İşte Christian Dior’un meşhur Addict’inin bir flanker’ı daha.

Daha önce Addict Eau Fraiche‘i piyasadan kalkana dek ne kadar severek kullandığımdan bahsetmiştim. Bu yaz Dior standlarında, yine tıpkı Addict Eau Fraiche’in şişesinin renginde bir şişe gördüğüm an keşke başka bir şey dileseymişim dedim. İyi ki başka bir şey dilememişim, şişenin modeli ve rengi aynı olsa da bu farklı bir parfümmüş.

Addict To Life ile yaşadığım kafa karışıklıkları bununla da bitmedi. Parfümün ismini çok zor buluyor ve bir türlü aklımda tutamıyorum. Acaba Dior bu ismi, insanın “addicted to..” deme refleksini köreltmek için, inadına seçmiş olabilir mi? Addict’in cümle içinde kullanmak için eğilip bükelemeyecek bir isim olduğunun altını çizmek, gerek parfüm serisiyle gerek ruj serisiyle neredeyse Dior’un bir alt markası olduğunu vurgulamak ve hatta Fransızca’daki gibi “Adik” şeklinde okusak daha iyi edeceğimizi mi söylemek istemişler? Yoksa ben mi çok fazla düşünüyorum?

Gelelim parfümün kendisine. Tüm oranlarıyla tipik bir Dior parfümü. Addict serisinin diğer üyeleri gibi modernliğiyle öne çıkıyor. Fakat, son derece kullanılabilir olmasına rağmen, bana zorlama bir yenilik gibi geldi.

Üst notalar: nar, ahududu, şeftali
Orta notalar: gül, yasemin, vadi zambağı
Alt notalar: sedir, beyaz misk

Parfüm ilk sıkıldığı anda neyi var neyi yoksa sergiliyor. Zaman geçtikçe evrimleşmesinden çok, ilk anda aldığınız tüm sıkış tıkış notaların birbirinden biraz uzaklaşıp daha kolay ayırt edilir olması söz konusu.

Bana hatırlattığı şey çok net: aseton, oje, biraz saç boyası, saç spreyi… Yani kuaför. Çiçek ve meyve kokularıyla örtülmeye çalışılan bir kimyasal şöleni. Bazı anlarda bu yakıcı kimyasallık, baharatları da çağrıştırabiliyor ve parfüm o anlarda gerçekten çekicileşiyor. Fakat ben bu izleri ne kadar takip etmeye çalışsam da, ilk çağrışımım arkamdan bas bas bağırıyor. Merak ediyorum, hiç kuaföre gitmemiş olsam bu parfüme karşı neler hissederdim. Acaba o zaman bu koku beni, Angelina Jolie’nin saçlarından çok dudaklarının dikkat çektiği bir fotoğrafının çerçevelenip garip sıvalı bir duvarla juxtapose edilmiş halinden daha iç açıcı bir modernlik boyutuna taşır mıydı? Yine de seçilen çiçek ve meyvelerin, dayanılmaz bir boyutta olmasa da, içimi sıkacağından neredeyse eminim. Sanki bu parfüm gerçekten etkileyici olmak için fazla sıkışık, fazla “derleme”.

Addict To Life’ın tanıtım kampanyası, geleceğin modasının temsilciliğini yapan şehir kadınını tanımlıyor. Gelecek, şehir… Kimyasal… Katılıyorum. Belki bunu sizin hoşunuza gidecek şekilde yapıyordur. Dolayısıyla benim yıldızım barışmasa da aslında eli yüzü düzgün bir parfüm olduğunu tekrar hatırlatıyorum. Denemekte fayda var.