Tem 122012
 

Bir daha hiçbir parfümden yerimde zıp zıp zıplayacak kadar etkilenmem derken karşıma çıkan ve yanıldığımı kanıtlayan güzeller güzeli bir parfüm. “Güzel” kelimesi fazlasıyla genel bir sıfat olsa da Chloé’den bahsederken kullanılmaması çok zor. Hiçbir kadının – ister tatlı parfüm düşkünü olsun, ister baharatlı, ister çiçekli – bu parfüme kolayca burun kıvıramayacağını düşünüyorum.

Öncelikle çocukluğuma küçük bir geri dönüş: Bir yakınımızın yurtdışından bana getirdiği saçları kokulu oyuncak bebek. O zamanlar bir oyuncağın saçlarının kokulu olması yeterince ilginç ama kokunun güzelliği bebeği bile ikinci planda bırakıyor! Ve anlaşılacağı gibi, bebek kaybolduktan yıllar sonra konsantre olup o kokuyu tekrar duymaya çalışmama gerek bırakmayan, söz konumuz Chloé.
Üst notalar: şakayık, frezya, liçi
Orta notalar: gül, manolya, vadi zambağı
Alt notalar: amber, bal, sedir ağacı
Bahar ve temizlik kokuyor, fakat kesinlikle bir diğer masum çiçek kokusu değil; son derece karakterli ve etkileyici. Girişkenlik olarak Burberry Weekend’e benzetebilirim; Weekend’in turuncu meyvelerinin yerine, gülün pembeliği ile. Alt notalardaki bal, ilginç bir şekilde parfümü ilk sıktığınız andan itibaren pırıl pırıl parlıyor. Zaten üstünüzde durdukça değişen bir parfüm değil Chloé: teninizde uzun bir yolculuğa çıkmaktansa, her koklayışınızda o aynı çok boyutlu yolculuğu burnunuzda yaşıyor. Çiçekli, cazibeli, ve oldukça ferah bir yolculuk.
Chloé’nin erkeksi hiçbir yanı yok. Seksi-kadınsı yanı da çok güçlü değil. Genç kız çekiciliğinde bir koku, doğal renginde upuzun saçları olan, beyaz tenli, biraz başına buyruk bir genç kız. Ama bu parfümü kendine yakıştırmak için illa genç kız olmak gerekmiyor, bir zamanlar genç kız olmuş olmak da son derece yeterli: üzerinizde uyumsuz durmayacak, olsa olsa yanaklarınızı biraz daha pembeleştirecek.
Parfümün iletişiminde üç kadın rol almış. Benim için bir süpriz de, ilk rastladığım Chloé afişindeki kız oldu. Nereden tanıyorum diye düşünürken parfümün ismi imdadıma yetişti: In Bruges isimli muhteşem filmde Chloé rolünü oynayan Fransız, Clémence Poésy’di bu. Diğer iki isim de Chloë Sevigny ve Anja Rubik. (Hayır, Anja Rubik hakkında yaptığım araştırmalarda Chloe ismiyle ilgili bir geçmişine rastlayamadım.) Televizyon reklamlarında da sürekli bu kızların upuzun ve dağınık saçlarının vurgulanması yüzümü güldürdü: demek “saç” çağrışımım sadece oyuncak bebeğe dayanmıyormuş.
Chloé’nin tek şişelik bir parfüm olmadığını belirteyim. Siz tek bir şişe kullanıp sıkılsanız bile üstünüze damgalanacak ve insanlar muhtemelen sizi senelerce bu kokuyla anacaklar. Aynı Chanel Chance gibi, Rive Gauche gibi, “imza parfüm” olma gücüne sahip. Kokunun ferahlığına kapılıp yoğunluğunu farkına varmamanız muhtemel, bu yüzden satın almadan önce daha hafif versiyonu olan Chloé Eau de Toilette’i de denemenizi tavsiye ediyorum.
Tem 122012
 

Chloé’nin klasik parfümüne kendisine oldukça yakışan yeni bir arkadaş geldi.

Burunlar: Louise Turner ve Burberry Brit’in Fifi ödüllü yaratıcısı Nathalie Gracia-Cetto.

Üst notalar: pembe biber, portakal çiçeği
Orta notalar: zambak özü, leylak, sümbül, morsalkım, kediotu
Alt notalar: misk, talk, pirinç unu

Love, Chloé için çiçek kokusu demek yanlış olmaz, ama daha da öncelikli tanımı “pembe koku” olmalı bence. Bu parfümün her notası çiçek değil, ama her notası pembe.
Birçok şeye benzetmek mümkün. Bir dönem süpermarkette satılan deodorant ve duş jeli markalarının hepsi birer uzakdoğu serisi veya miskli çeşit çıkarmıştı. Bu ürünlerin temiz, pudralı, sakinleştirici kokularını çokça andırıyor Love, Chloé. Bunun muhtemel sebebi de vintage bir atmosfer için eklendiği belirtilen talk pudrası ve yine uzakdoğunun favori notalarından biri olan pirinç. Ve bu notalar çiçekleri de sarıp sarmalayınca daha da tanıdık bir ürünü anmadan geçemiyorum: pembe Selpak mendil! Eğer pembe Selpak mendil kokusunun dünyanın en güzel kokularından biri olduğunu düşünüyorsanız bu parfüme mutlaka şans vermeli.
Bununla beraber kokunun pembeliğinin aldatıcı tarafları da olabilir. Küçük bir kızın da çok sevebileceğini düşündüğüm bu parfümdeki pudra seviyesi aslında bayağı bir olgunluk istiyor. Zaman zaman Agent Provocateur – Maitresse’in pudralı ağırlığına ulaştığı bile söylenebilir. Bu, parfümün daha az sevdiğim yanı. Yine de toplamda oldukça güzel olduğunu, burna büyük bir yenilik sunmasa da tanıdık kokuları parfüme taşıyarak bir boşluğu doldurduğunu düşünüyorum.
Anahtar kelimeleri olarak ise “pamuk” ve “bulut”u öneriyorum.
Sanırım Chloé, çamaşır yumuşatıcısına benzemeden tertemiz kokular yaratmayı çok güzel beceriyor. Keşke her sene yeni bir şeyler çıkarsa.