Tem 122012
 
Bu görsel karşısında irademin dışında bir dakikalık saygı oturuşunda bulundum yazmaya başlamadan önce. Parfüm için Sofia Coppola tarafından çekilen reklam filminin linkiyle bitirmeli bu postu.
Üst notalar: acı portakal
Orta notalar: gardenya
Alt notalar: beyaz misk
Miss Dior Chérie’nin 2009’da çıkan, tatlılığı ve çileksiliği hafifletilmiş flanker’ı, modaevinin kendi deyimiyle pastel bir parfüm. Dior pek çok farklı parfümünde yaptığı gibi, isim anasından oldukça farklı bir flanker çıkarmış ortaya yine. Şüphesiz Miss Dior Chérie ve Miss Dior Chérie L’Eau kocaman bir ortak paydaya sahipler; hayat dolular, masumlar ve taptaze çilekleri anımsatıyorlar. Fakat Miss Dior Chérie L’Eau, meyve kokusu olarak tanımlanamayacak kadar su hafifliğinde ve çiçeksi bir koku. Aslına bakarsanız o kadar hafif ki, bu parfümü kullanmak bir lüks sanki. Tabii çok güzel bir lüks.

Dior her zaman zevkime en çok hitap eden parfümleri üretiyor diyebilirim. Yine bayıldım, yine zevkle kokluyorum. Dior’un senelik sınırlı üretim parfümlerinden 2002 yılında çıkan Forever And Ever’ı bilenler bilir. Sınırlı üretim olduğu için çarpıcı olması da şart olan bu parfümü bir aşkla almış, fakat bitiremeden bırakmıştım. Sebebi ise – çarpıcılık uğruna – fazla kaçırılan keskinliği ve hatta netliğiydi. Bana kalırsa Miss Dior Chérie L’Eau, 8 sene önce çıkan o parfümün şeffaflaştırılmış, sanki ticari kaygı gütmeksizin sofistikeleştirilmiş çok güzel bir versiyonu. (Gereksiz bilgi: Bahsi geçen Forever And Ever adlı parfümü 2002 yılında benim için çok özel bir konserde kullanmıştım, dolayısıyla yepyeni Miss Dior Chérie L’Eau şimdiden güzel anılarımı canlandırıyor.)
Genç kızlara ve hatta gençliğe yeni adım atanlara, şeker gibi kokmadan şeker gibi hissettiren bu kokuyu rahatlıkla öneriyorum. Miss Dior Chérie’yi beğenmemiş olsanız bile, Miss Dior Chérie L’Eau’yu korkmadan çekin içinize. İçindeki her şey çok hafif, çok güzel.
Tem 122012
 

Güle güle Addict Eau Fraiche!

2005 yılının bir yaz gecesiydi, İstiklal Caddesi’nde, açık havada, kalabalık bir masada oturuyordum. Çok mutlu olduğumu, kanımın kaynadığını hatırlıyorum ama böyle olmasaydı da sanıyorum sonuç farketmeyecekti.
Sıcacık ve hafif esintili havada burnuma ikide bir bütün konsantrasyonumu bozan, beynimde yepyeni bir sayfa açan ve beni keyiften kıran bir koku çarpıyor. Ama neredeyse farkettiğim anda kaybediyorum izini. Dedektifliğe başlamak işten değil.
Bir süre sonra parfümü kenara sıkıştırıyor ve parfüm sahibi olma ihtimali olan kişi sayısını ikiye düşürüyorum. Bu kişilerden biri bizim masadan, yeni tanıştığım bir kız, diğeri ise yan masadan. Bizim masadaki kıza parfümünü soruyorum. Kız şaşırıyor, gülümsüyor ve sevinçle bu soruyu sorduğum için ne kadar mutlu olduğunu söylüyor. Bu parfümü çok sevdiğini ama üzerinde kimsenin farketmemesine çok bozulduğunu belirtip “Kenzo – Flower” deyiveriyor. Ve tabii, almakta olduğum kokunun Kenzo – Flower olmadığını çok iyi bilen ben, bu kızın sevincini bozmamak adına, asıl parfüm sahibine, yan masadaki kıza artık hiçbir şey soramıyorum.
Gecenin geri kalanında adeta kokuyu ezberlemeye, nasıl olacaksa artık, bir dahaki parfümeri seferimde işime yarayacak ipuçları elde etmeye çalışıyorum. Dior Addict’le bir benzerlik olduğu dikkatimi çekiyor. Ama Dior Addict’te asla kendimi görememiştim, bu parfümü ise ömür boyu kullanmanın hayallerini kuruyorum.
Bir kere bu parfümde çiçekler var. Ama beyaz çiçekler demeye dilim varmıyor. Sarı çiçekler değil, pembe çiçekler hiç değil. Mavi çiçekler! Mavi çiçek diye bir kategorinin olduğundan o gün de emin değildim, bugün de değilim, ama bu parfümü tanımlamanın en güzel yolu bu:
Mavi çiçekler, odunsular ve o zamanlar çikolata olduğuna kanaat getirdiğim tatlı-acı bir nota.
Sonra çok güzel bir şey oluyor. Beynimdeki bu tanım, Dior Addict’le olan benzerlikle birleşince, o zamana dek varlığından haberdar olduğumu bile farketmediğim bir parfüm geliyor aklıma. Her zaman Dior Addict’in hemen yanında duran, menekşe mavisi başka bir Addict şişesi.
İlerleyen günlerde geciktirmeden bir Dior standına gittim ve önce hayal meyal hatırladığım bu menekşe mavisi şişeyi, iki saniye sonra da aradığım kokuyu buldum. Bir ürünle ilk tanışma sırasında kişisel zaferlerin çok büyük olumlu etkisi olduğunu düşünürüm. Bu parfümle tanışmamın büyüsünde de kendi başarımdan duyduğum hoşnutluğun elbette etkisi vardı. Ve daha önce de bahsettiğim gibi, o geceki mutlu ruh halimin… Fakat bunların hiçbiri, Dior Addict Eau Fraiche’i yıllarca aynı heyecanla kullanmamın sebebi olamaz. Bu tamamen parfümün kendi büyüsü.
Üst notalar: mandalina, mandalina yaprağı, vanilya, bergamut
Orta notalar: gardenya, Bulgar gülü, sümbülteber, yasemin
Alt notalar: gül ağacı, sandal ağacı, beyaz misk
Dior Addict’ten ne kadar farklı olduğu notalardan da anlaşılıyor. Dior Addict’in aksine, kimsenin işine karışmayan, “arkadaş canlısı” deyimindeki girişkenlikten çok uzak bir koku. Onun yerine çevresindekileri hızla arkadaş canlısı hale getirecek bir çekicilik sahibi.
Sıcak, yapışkan, tatlı, şirin veya masum değil.
Bahar serinliğinde, ve bahar ılıklığında, hülyalı, çekici ve bence oldukça seksi.
Parfümlerin vücut kimyasıyla uyumu önemlidir derler. Sanki bir de burun kimyasına uyumlu Addict Eau Fraiche. Hani uzun süre kullanılan parfümlerin boyutları algılanamaz olur, tekdüze gelmeye hatta hiç gelmemeye başlarlar. Hayır efendim, her sabah ilk kez koklanıyomuş gibi boyutlu ve taze.
Sanırım dostum gibi bir şeydi. Her sıkışta seviniyordum tanıştığım için. Vazgeçemediğim birçok parfüm var ama kullanırken en çok zevk aldığım parfüm kesinlikle kendisiydi. Ve o da parfüm dünyasına yavaş yavaş veda etti. Artık her yerde bulunmuyor, Dior tarafından da üretilmiyor. Uzun bir yazıyla veda etmek istedim kendisine.
Tem 122012
 

İşte Christian Dior’un meşhur Addict’inin bir flanker’ı daha.

Daha önce Addict Eau Fraiche‘i piyasadan kalkana dek ne kadar severek kullandığımdan bahsetmiştim. Bu yaz Dior standlarında, yine tıpkı Addict Eau Fraiche’in şişesinin renginde bir şişe gördüğüm an keşke başka bir şey dileseymişim dedim. İyi ki başka bir şey dilememişim, şişenin modeli ve rengi aynı olsa da bu farklı bir parfümmüş.

Addict To Life ile yaşadığım kafa karışıklıkları bununla da bitmedi. Parfümün ismini çok zor buluyor ve bir türlü aklımda tutamıyorum. Acaba Dior bu ismi, insanın “addicted to..” deme refleksini köreltmek için, inadına seçmiş olabilir mi? Addict’in cümle içinde kullanmak için eğilip bükelemeyecek bir isim olduğunun altını çizmek, gerek parfüm serisiyle gerek ruj serisiyle neredeyse Dior’un bir alt markası olduğunu vurgulamak ve hatta Fransızca’daki gibi “Adik” şeklinde okusak daha iyi edeceğimizi mi söylemek istemişler? Yoksa ben mi çok fazla düşünüyorum?

Gelelim parfümün kendisine. Tüm oranlarıyla tipik bir Dior parfümü. Addict serisinin diğer üyeleri gibi modernliğiyle öne çıkıyor. Fakat, son derece kullanılabilir olmasına rağmen, bana zorlama bir yenilik gibi geldi.

Üst notalar: nar, ahududu, şeftali
Orta notalar: gül, yasemin, vadi zambağı
Alt notalar: sedir, beyaz misk

Parfüm ilk sıkıldığı anda neyi var neyi yoksa sergiliyor. Zaman geçtikçe evrimleşmesinden çok, ilk anda aldığınız tüm sıkış tıkış notaların birbirinden biraz uzaklaşıp daha kolay ayırt edilir olması söz konusu.

Bana hatırlattığı şey çok net: aseton, oje, biraz saç boyası, saç spreyi… Yani kuaför. Çiçek ve meyve kokularıyla örtülmeye çalışılan bir kimyasal şöleni. Bazı anlarda bu yakıcı kimyasallık, baharatları da çağrıştırabiliyor ve parfüm o anlarda gerçekten çekicileşiyor. Fakat ben bu izleri ne kadar takip etmeye çalışsam da, ilk çağrışımım arkamdan bas bas bağırıyor. Merak ediyorum, hiç kuaföre gitmemiş olsam bu parfüme karşı neler hissederdim. Acaba o zaman bu koku beni, Angelina Jolie’nin saçlarından çok dudaklarının dikkat çektiği bir fotoğrafının çerçevelenip garip sıvalı bir duvarla juxtapose edilmiş halinden daha iç açıcı bir modernlik boyutuna taşır mıydı? Yine de seçilen çiçek ve meyvelerin, dayanılmaz bir boyutta olmasa da, içimi sıkacağından neredeyse eminim. Sanki bu parfüm gerçekten etkileyici olmak için fazla sıkışık, fazla “derleme”.

Addict To Life’ın tanıtım kampanyası, geleceğin modasının temsilciliğini yapan şehir kadınını tanımlıyor. Gelecek, şehir… Kimyasal… Katılıyorum. Belki bunu sizin hoşunuza gidecek şekilde yapıyordur. Dolayısıyla benim yıldızım barışmasa da aslında eli yüzü düzgün bir parfüm olduğunu tekrar hatırlatıyorum. Denemekte fayda var.

Tem 122012
 

Bir daha hiçbir parfümden yerimde zıp zıp zıplayacak kadar etkilenmem derken karşıma çıkan ve yanıldığımı kanıtlayan güzeller güzeli bir parfüm. “Güzel” kelimesi fazlasıyla genel bir sıfat olsa da Chloé’den bahsederken kullanılmaması çok zor. Hiçbir kadının – ister tatlı parfüm düşkünü olsun, ister baharatlı, ister çiçekli – bu parfüme kolayca burun kıvıramayacağını düşünüyorum.

Öncelikle çocukluğuma küçük bir geri dönüş: Bir yakınımızın yurtdışından bana getirdiği saçları kokulu oyuncak bebek. O zamanlar bir oyuncağın saçlarının kokulu olması yeterince ilginç ama kokunun güzelliği bebeği bile ikinci planda bırakıyor! Ve anlaşılacağı gibi, bebek kaybolduktan yıllar sonra konsantre olup o kokuyu tekrar duymaya çalışmama gerek bırakmayan, söz konumuz Chloé.
Üst notalar: şakayık, frezya, liçi
Orta notalar: gül, manolya, vadi zambağı
Alt notalar: amber, bal, sedir ağacı
Bahar ve temizlik kokuyor, fakat kesinlikle bir diğer masum çiçek kokusu değil; son derece karakterli ve etkileyici. Girişkenlik olarak Burberry Weekend’e benzetebilirim; Weekend’in turuncu meyvelerinin yerine, gülün pembeliği ile. Alt notalardaki bal, ilginç bir şekilde parfümü ilk sıktığınız andan itibaren pırıl pırıl parlıyor. Zaten üstünüzde durdukça değişen bir parfüm değil Chloé: teninizde uzun bir yolculuğa çıkmaktansa, her koklayışınızda o aynı çok boyutlu yolculuğu burnunuzda yaşıyor. Çiçekli, cazibeli, ve oldukça ferah bir yolculuk.
Chloé’nin erkeksi hiçbir yanı yok. Seksi-kadınsı yanı da çok güçlü değil. Genç kız çekiciliğinde bir koku, doğal renginde upuzun saçları olan, beyaz tenli, biraz başına buyruk bir genç kız. Ama bu parfümü kendine yakıştırmak için illa genç kız olmak gerekmiyor, bir zamanlar genç kız olmuş olmak da son derece yeterli: üzerinizde uyumsuz durmayacak, olsa olsa yanaklarınızı biraz daha pembeleştirecek.
Parfümün iletişiminde üç kadın rol almış. Benim için bir süpriz de, ilk rastladığım Chloé afişindeki kız oldu. Nereden tanıyorum diye düşünürken parfümün ismi imdadıma yetişti: In Bruges isimli muhteşem filmde Chloé rolünü oynayan Fransız, Clémence Poésy’di bu. Diğer iki isim de Chloë Sevigny ve Anja Rubik. (Hayır, Anja Rubik hakkında yaptığım araştırmalarda Chloe ismiyle ilgili bir geçmişine rastlayamadım.) Televizyon reklamlarında da sürekli bu kızların upuzun ve dağınık saçlarının vurgulanması yüzümü güldürdü: demek “saç” çağrışımım sadece oyuncak bebeğe dayanmıyormuş.
Chloé’nin tek şişelik bir parfüm olmadığını belirteyim. Siz tek bir şişe kullanıp sıkılsanız bile üstünüze damgalanacak ve insanlar muhtemelen sizi senelerce bu kokuyla anacaklar. Aynı Chanel Chance gibi, Rive Gauche gibi, “imza parfüm” olma gücüne sahip. Kokunun ferahlığına kapılıp yoğunluğunu farkına varmamanız muhtemel, bu yüzden satın almadan önce daha hafif versiyonu olan Chloé Eau de Toilette’i de denemenizi tavsiye ediyorum.
Tem 122012
 

Chloé’nin klasik parfümüne kendisine oldukça yakışan yeni bir arkadaş geldi.

Burunlar: Louise Turner ve Burberry Brit’in Fifi ödüllü yaratıcısı Nathalie Gracia-Cetto.

Üst notalar: pembe biber, portakal çiçeği
Orta notalar: zambak özü, leylak, sümbül, morsalkım, kediotu
Alt notalar: misk, talk, pirinç unu

Love, Chloé için çiçek kokusu demek yanlış olmaz, ama daha da öncelikli tanımı “pembe koku” olmalı bence. Bu parfümün her notası çiçek değil, ama her notası pembe.
Birçok şeye benzetmek mümkün. Bir dönem süpermarkette satılan deodorant ve duş jeli markalarının hepsi birer uzakdoğu serisi veya miskli çeşit çıkarmıştı. Bu ürünlerin temiz, pudralı, sakinleştirici kokularını çokça andırıyor Love, Chloé. Bunun muhtemel sebebi de vintage bir atmosfer için eklendiği belirtilen talk pudrası ve yine uzakdoğunun favori notalarından biri olan pirinç. Ve bu notalar çiçekleri de sarıp sarmalayınca daha da tanıdık bir ürünü anmadan geçemiyorum: pembe Selpak mendil! Eğer pembe Selpak mendil kokusunun dünyanın en güzel kokularından biri olduğunu düşünüyorsanız bu parfüme mutlaka şans vermeli.
Bununla beraber kokunun pembeliğinin aldatıcı tarafları da olabilir. Küçük bir kızın da çok sevebileceğini düşündüğüm bu parfümdeki pudra seviyesi aslında bayağı bir olgunluk istiyor. Zaman zaman Agent Provocateur – Maitresse’in pudralı ağırlığına ulaştığı bile söylenebilir. Bu, parfümün daha az sevdiğim yanı. Yine de toplamda oldukça güzel olduğunu, burna büyük bir yenilik sunmasa da tanıdık kokuları parfüme taşıyarak bir boşluğu doldurduğunu düşünüyorum.
Anahtar kelimeleri olarak ise “pamuk” ve “bulut”u öneriyorum.
Sanırım Chloé, çamaşır yumuşatıcısına benzemeden tertemiz kokular yaratmayı çok güzel beceriyor. Keşke her sene yeni bir şeyler çıkarsa.
Tem 122012
 

2007 yılında CK IN2U ve kampanyasıyla ilk göz göze geldiğimde 1994 yılına bir deja vu yaşadım. O zamanlar parfümle ilgilenmek için fazlasıyla küçük bir yaşta olmama rağmen CK One’ın billboardları gencecik abi ablalarla süsleyen siyah beyaz ve sade afişlerine kayıtsız kalamamıştım. CK One’ı kokladığım anda da parfüm kelimesinin çağrışımları benim için sonsuza dek değişmişti: “zengin ve kürklü kadın aroması”nın yerini hayal gücünü harekete geçirici bir sıvı almıştı.

İlerleyen senelerde, her parfümü denemeyi kendime görev edindiğim dönemlerde de CK One’ın yeri ayrı kaldı; cinsiyetlerin ötesine geçen, güvenilir, taze ve temiz bir parfüme ne zaman ihtiyaç duyulacağı belli olmazdı.
2007 yılında ise artık o kadar çok “ezber bozan” koku üretilmişti ki, CK One güzel bir klasik olup çıktı. Calvin Klein da bunu farketmiş olacak ki, patentini almak üzere başvurduğu tabirle “technosexual” nesli hedefleyen yepyeni parfümü CK IN2U’yu piyasaya sürdü.
“Kız, erkeğin bloguna yazış şeklini seviyor. Erkek, kızın mesajlarından tahrik oluyor. Aralarındaki çok yoğun. Şu anda.”
Parfümün isminin yazılışından ve şişesinde özellikle iPod materyalleri olan cam ve beyaz plastiğin kullanılmasından da anlaşılıyor: bu technosexual denen nesil, hıza ve iletişime önem veren, birbirine teknolojiyle bağlanan, şu sıralar 20’li yaşlarında olan nesil.
Koku da bir o kadar genç. CK IN2U Her’ün şaşırtıcı ve denenmemiş notaları yok; bir çokları gibi -belki fazlasıyla güçlü- bir turunçgil bombardımanıyla açılıyor, yavaş yavaş sıcacık, odunsu bir hale geliyor.
Üst notalar: frenküzümü yaprakları, Sicilya bergamutu, greyfurt suyu
Orta notalarşeker orkidesi, beyaz kaktüs
Alt notalar:kırmızı sedir ağacı, neon amber, vanilya suflesi
Buna rağmen onu farklı kılan bir şey var, bu da sanırım her ne kadar kadın parfümü olarak geçse de, unisex kabul edilebilecek bir bütünlüğü olması. CK One’ın gücü onda da var: Gece-gündüz, yaz-kış, günlük-spor-şık ve hatta belirttiğim gibi, kadın-erkek farketmeden kullanılabilecek bir parfüm. Etkisi son derece taze ve canlandırıcı, dolayısıyla bir daraltma yapmam gerekirse, kırılgan olmayan, her an uzun bir yolculuğa çıkabilecek olan, rahat ve seksi insanın kokusu diyebilirim: insan tenine mükemmel uyum sağlıyor ve evet, sonuç da oldukça seksi oluyor.
Benzerlerini, üstelik kendinden önce çıkmış olan benzerlerini, eksik bırakmayı başardığını düşünüyorum. Parfümden hoşlanmayan bir kesime parfüm kullandırdığından/kullandıracağından eminim. Keşke bizim neslin ilham verdiği parfüm de, CK One ve CK Be gibi daha ölümsüz ve felsefik bir konsepte sahip olsaymış diye hafiften iç geçiriyorum sadece. Olsun, kampanya geçiciliği vurgulayadursun, parfüm klasikleşmeye aday.
Tem 122012
 

Calvin Klein’ın bu ay Beauty adında yeni bir parfüm çıkaracak olmasını kutlamak adına eski bir parfümünü konu edeyim dedim.

Daha önce de Calvin Klein parfümlerine olan zaafımı hissettirmiştim sanırım. Sevmediklerim bile parfüm dünyasını şekillendirme güçlerinden dolayı beni heyecanlandırır ve birkaç yıl aralarla illa ki aklıma düşerler.
Eternity’yi sevip sevmediğimden ise hala emin değilim. Ama beni bir kenara bırakırsak; parfüm başarılı, başarısı da -1988’den beri piyasada olduğunu ve sadık hayranlarını düşünürsek- ispatlı.
Sanırım en büyük talihsizlik bu parfümle ortaokul sıralarında tanışmam oldu. En yakın arkadaşım, her küçük kızın yapacağı gibi ablasının parfümünden birkaç fıs sıkar, öyle gelirdi okula. Söz konusu parfüm Eternity olunca yaş-aura konusunda büyük bir tezatın ortaya çıkması kaçınılmazdı tabii.
Üst notalar: mandalina, yeşil notalar, frezya, limon çiçeği, ada çayı
Orta notalar: yasemin, zambak, vadi zambağı, gül, menekşe, nergis, karanfil, kadife çiçeği
Alt notalar: amber, paçuli, kediotu, misk, sandal ağacı
Tabii ki bir çiçek kokusu. Ama çiçek kokusuna varmak için küçük bir engeli aşmanız gerekiyor. Bu engelin ada çayı olduğunu sanıyorum.
Yıllar sonra, zevklerim çokça değişmişken tekrar denediğimde de yine aynı hisle karşılaştım. Parfümün burna ilk vuruşuna gerçekten bir burukluk, bir gariplik eşlik ediyor. Sorumlunun ada çayı olduğunu bilsem de, ortaya çıkan sonucun japon pilavını çağrıştırdığını söyleyebilirim.
Bunu takip eden ise daha çok tat alma duyusundan tanıdığımız bir his. İlk lokması zorla yutulan yemeğin, ağız bir kere alıştıktan sonra gerçek marifetini göstermesi, ikinci ve üçüncü lokmada hiçbir yemeğin vermediği zevki vermesi gibi. İlk nefesten sonra güzelleşiyor Eternity, orta notalardaki bütün çiçekler önce nostaljik bir yumuşaklık getiriyorlar. Sonra nostalji de yerini romantizme bırakıyor ve parfümün adı da anlam kazanıyor. Modern parfüm dünyasına her zaman meydan okuyabilecek bir tarafı var. Ve sonsuza dek kullanılır mı bilmem ama sonsuza dek hatırlanacağı kesin.
Bütün güzelliklerine rağmen konu koku olduğu zaman ilk intibanın “garip” olmasına şahsen benim gönlüm el vermiyor. Sanki başka bir gezegenden gelen bir canlıyla karşı karşıyaymışız da, kendi ırkı içinde güzel mi çirkin mi sayıldığını tam da kestiremiyormuşuz gibi; bana göre değil. Yine de burukluğun azaltılmasını istemezdim, çünkü parfümün bütün olgunluğu yok olur, ortaya muhtemelen Calvin Klein’a benzemeyen sıradan bir şey çıkardı. Her güzel şey de tam benlik olacak değil ya.
Son olarak Eternity’nin şişesi: Bu kadar fark ettirmeden insanın aklına kazınan ve kendini sevdiren bir şekil var mıdır bilmiyorum. Bu art-deco’msu obje hep tuvalet masamda dursun, ben de her baktığımda içimden sayayım:
Seviyor, sevmiyor, seviyor, sevmiyor, seviyor, seviyor, aslında seviyor…
Tem 122012
 
Tanıtım kampanyası mayıs ayında yapılan Beauty sounuda raflardaki yerini aldı. Parfümün yüzünün beyazlar içindeki Diane Kruger olması ve modaevinin kullandığı “zarif, sofistike, ölümsüz” gibi tanımlar Calvin Klein’ın uzun süre sonra olgun kadınları hedefleyen bir parfüm çıkaracağını müjdeliyordu, beklendiği gibi de oldu.
Üst notalar: amber çiçeği tohumları
Orta notalar: yasemin
Alt notalar: sedir ağacı
Notaların arasında zambak geçmese de parfüm hakkında “zambağın yeniden yorumlanışı” şeklinde de bir açıklama mevcut.
Bana ilk düşündürdüğü şey çok açık renkli, ama çok renkli bir parfüm olduğu oldu; sarılar, yeşiller, pembe ve turuncu, hepsinin en açık tonu birbirini kovalıyor.
Bunun sonucu olarak da kendince hareketli, sevilesi, güvenilir bir parfüm ortaya çıkıyor. Çiçeksiliği de var, odunsuluğu da, tatlılığı da, meyvemsiliği de ve hatta baharatı da. Kısaca herkesin seveceği bir yanı var ve hafif bir karışım olduğu için nefret edilesi bir tarafı yok.
Öyle ki bana hedef kitlesi orta yaş kadınlardan çok, bir kadına hediye seçmeye çalışan erkekler gibi geldi. Parfümerideki görevlinin önerdiği birbirinden alakasız parfümlerin arasında kaybolan adamın risksiz seçeneği olacağa benziyor. Hem kokusuyla hem de adıyla.
Şu zamana kadar söylememiş olsam da şu fikrimi de hissettirmiş olduğumu düşünüyorum: sıradan bulunma tehlikesi yüksek bir koku. Çarpıcılıktan zaten son derece uzak olmakla birlikte karakterini çözmek de zaman istiyor. Umalım ki Calvin Klein ismi, aceleci parfüm dünyasında kendisine de şans verilmesini sağlasın.
Ben yağmurlu ve karanlık havada Beauty’nin güzel bir tarafına denk geldim ama içinde daha fazlası olduğunu, yaz güneşinin altında da şu an sergilemediği yönlerini sergileyebileceğini hissettim. Sempatik bulduğum bir diğer tarafı da ismine sadık olması oldu. Ufkumuzu açmıyor ya da güzelliği yeniden tanımlamıyor, ama eski tanıma güzel bir yorum getiriyor.
Şimdilik Beauty’yi alıp kullanacağımı düşünmüyorum ama Calvin Klein parfümlerinin zaman içinde kendilerini sevdirme huylarını bildiğim için bir gözümü üstünde tutuyorum.

 

Tem 122012
 

Calvin Klein’ın unisex klasiği One’a bu ay yeni flanker’lar geldi. Bu sefer biri kadın için, biri erkek.

Ben hemen kadın için olanı konu edeceğim tabii.
Öncelikle şişesine bayıldım. Figür olarak zaten bayıldığım One şişesi süt gibi bembeyaz olmuş, üstüne de rujla Shock ismi eklenmiş. Aslında içindeki sıvı hakkındaki bütün ipuçları da burada. Yine atası gibi gençleri hedefleyecek, ama bunu daha değişik, şaşırtıcı bir yoldan yapacak.
Üst notalar: tutku çiçeği, pembe şakayık, gelincik
Orta notalar: yasemin, fulya, böğürtlen, kakao
Alt notalar: amber, vanilya, misk, paçuli
Sıralanan tüm çiçek notalarına rağmen, öne çıkan ilk ve en yoğun özelliği, tatlılığı. Klasik One’ı çağrıştıran en ufak bir tarafı yok, One’ın limonsuluğu şöyle dursun, Shock’ta tek bir turunçgil notası bile yok. Ama diğer tatlı parfümlere kıyasla belli bir ferahlığı koruması, yani sıkış tıkış bir arabada bile rahatsızlık vermeyecek bir hali olması, One ismiyle az da olsa ilişki kurmamızı sağlıyor.
Bana kuvvetle Victor & Rolf’un Flowerbomb isimli, ama çiçekten çok şeker patlaması yaşatan parfümünü hatırlattı bu karışım. Çikolata ve tatlı meyveler çok öne çıkmayan çiçeklerle sarmalanınca, fazla ortak notaları bulunmasa da toplamda Flowerbomb’ın rengi çıkmış ortaya. Ama Flowerbomb’ı ofis için de uygun hale getiren biraz mesafeli ve soğuk yön Shock’ta yok. Tersine çok kremsi, bir de gençlik ruhunu korumaya yetecek kadar likörsü.
Diesel Fuel for Life’ın çok çok çok tatlılaşmış hali herhalde böyle olur diyerek de son bir benzetme yapayım.
Sonuçta çok yenilikçi bir parfüm olmasa da netliğiyle ve güler yüzüyle sevilesi kendisi. Benim için yine bir “almam ama olsa kullanırım” vak’ası, ama çok tatlı parfümlerden genelde koşarak kaçtığım düşünülürse bu güzel bir şey.
Tem 122012
 

Cacharel’in yeni parfümü, ismini Gone With The Wind’in cesur ve duyarlı karakteri Scarlett O’Hara’dan almış. Şişesi, saklambaç oynayan neşeli bir kadının ruhunu temsil ediyor; canlı pembe sıvı, kocaman porselen bir kapağın altında gizli. Japon çiçekleriyle dekore edilmiş küçük bir düğün pastasını andırıyor.

Scarlett, 15-25 yaş arası genç kızları hedefleyen, çiçekli bir parfüm.
Üst notalar: çay yaprakları, hanımeli
Orta notalar: yasemin, armut, Provans balı
Alt notalar: portakal ağacı çiçeği, sandalağacı, misk
Her birini ayrı ayrı sevdiğim bu notalar bir de Cacharel ismiyle birleşince beklentilerim bayağı yükseldi. Hedeflenen yaş aralığına da dahil olduğum için dün büyük bir heyecanla uzandım şişesine. Aklımdan ilk geçenler:
Bu parfümü 15-25 yaşlarındaki bir genç kızın üzerinde düşünebiliyorum. Ama bu kız 70’lerde yaşıyor.
Hiç beklemediğim kadar modernlikten uzak, nostaljik bir koku çıkmış ortaya. Hanımelinin hanım hanımcık kokusu ile portakalın canlılığı hoş bir uyumla birleşmiş, ama diğer notaların hiçbiri bu ikiliyi günümüze taşımayı akıl etmemiş. Hatta bal, son bir dokunuşla seksi olmayı yasaklamış Scarlett’a.
Sonuç olarak dolmuşta yanınızdaki kadının sıkmamış olduğunu dileyeceğiniz bir parfüm değil, çağrışımları büyüleyici olmasa da olumlu. Elimin altında olsa mutlaka arada sırada kullanırdım. Ama eminim hiç beklemediğim bir anda şişeyi boş bulurdum, çünkü annem bitirmiş olurdu. 40 yaş ve üstündeki, kendini hala genç hisseden, çiçek kokusu tutkunu kadınlar için çok daha isabetli bir seçim olacağını düşünüyorum.